A A A

ali galip baltaoglu

İki aylık tutukluk dönemimizde ciddi tecrübeler edindik. Özellikle FETÖ ile mücadelede yapılması gerekenlerin neler olduğunu gördük. Bu konudaki müşahedelerimizi ve alınması gereken tedbirleri devletimizle paylaştı ve paylaşıyoruz. Nelerin yapılabildiğini, nelerin yapılamadığını, mücadelede yapılan hataların neler olduğunu gözlemlemenin kendi adıma büyük şans olduğunu düşünüyorum.

Bylock kullanma iddiasıyla yargılanan üniversite öğrencisi veya yeni mezun olmuş gençlerle beraber yattım. ByLock hadisesinin ne kadar çok faktörü olduğunu, bu konuda suçlu ile suçsuzu ayırmanın zorluğunu ve bu konunun hata yapılmaya çok müsait bir alan olduğunu gördüm.   Bu konuda verilen hükümlerde adalet standardının tam olarak sağlanamadığını da fark ettim. Yanlış olduğunu düşündüğüm uygulamalar tüm ülkede mi böyledir, yoksa Uşakta mı böyledir bilmiyorum. Konuştuğum avukat arkadaşlarım fahiş gibi görünen bazı hataların, Uşak ve benzeri 5-10 ilde daha fazla olduğuna dair kanaatlerini ifade ettiler.

Öncelikle cezaevleri, siyasal suçlarda ideolojik eğitim, adi suçlarda da,   suç teknolojileri ve stratejileri eğitim merkezi olmamalıdır. Bunun için alınması gereken tedbirler vardır.

Bir gözlemimi ifade etmek istiyorum. ben cezaevinde FETÖ ile ilgili hep fakir fukara çocuklarını gördüm. Hiç zengin FETÖ’cü görmedim! NEDEN?

Bu hain örgütün, o dönemde Türkiye ekonomisini elinde tuttuğunu bilmeyen yoktur. Uşak gibi, sanayisi FETÖ’nün elinde olan bir yerde bu örgütün finansmanını sağlayan zengin FETÖ’cüler nerededir? Uşak FETÖ merkezi bir şehirdi. Burayı merkez yapan insan kaynağı değil, mali kaynaktı! Zenginler nerede bilen var mı?

Ülkede ahlak sukut ettiği için büyük ekseriyet üç maymunu oynuyor. Görmedi bilmedi duymadı!

Kaldığım koğuşta sordum. Diğer koğuşların sosyal yapısının da benzer olduğunu söylediler. Öğretmen, öğrenci ve memur ağırlıklı. Diğerlerinden tek tük var.   Koğuşumda, FETÖ’den bunların okullarında çalışmış emekli bir öğretmen, yine bunların okullarında çalışmış 30-35 yaşlarında başka bir öğretmen,   35 yaşında görevden ihraç edilmiş bir mübaşir ve üçü halen öğrenci, ikisi yeni mezun toplam beş genç vardı.

BYLOCK’TA DEVLET OYUNA MI GELDİ?

ByLock konusunda devletin tuzağa düşmüş olabileceği endişesini taşıyorum. Benim bildiğim ByLock’u örgüt mensubu yargıçlar hakimler askerler 2014’den itibaren yoğun bir şekilde kullanmışlar. "ByLock" aracılığıyla sürekli iletişim halinde olan eski hakim ve savcılar, programı, 2014'teki Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu (HSYK) seçimleri öncesinde de aktif kullanmışlar.   Bu hâkimlerden biri M. Hamzaçebi itirafçı olarak şöyle ifade vermiş.  Telefonuna falan kişinin evinde tanımadığı bir kişi tarafından yüklendiğini, ama programı hiç kullanmadığını söylemiş. Ayrıca, “ Telefonum eski bir telefondu. Yükleyemezler sanıyordum ama yüklenmiş, bu programı hiç kullanmadım.” demiş.

Bir başka ByLockçu hakim Y.D. ifadesinde, kendisini Adalet Bakanlığı müfettişi olarak tanıtan bir kişinin HSYK seçimleri için oy istediğini ve kendisinin telefonuna “Sana bir jest yapacağım, Apple Store'den uğraşma ben sana yüklerim diyerek ByLock uygulamasını kurduğunu söylemiş.

Hakim sıfatını taşıyan kişilerin ByLock’u bu şartlar altında yüklediklerine ben inanmadım. Mahkemeleri inandı mı bilmiyorum. Çıkardığım sonuç şu: Örgüt 2014’te bu programı üst düzeyde faal olarak kullanıyor.

Bu hakimlerin genelde aldıkları cezalara baktım. Örgüt üyeliğinden 6 yıl 3 ay alıp tahliye edilenler olduğunu görüyoruz. Mesela, internette, “ByLock kullandığı tespit edilen Çorum hakimi yurt dışı yasağı şartıyla tahliye edildi” haberine tesadüf ettim. Samsun’da, Fetullahçı Terör Örgütü/Paralel Devlet Yapılanması (FETÖ/PDY) soruşturmasında örgütün gizli haberleşme ağı olan ByLock kullandığı tespit edilen ve tutuklanan bir hakim ile tutuksuz olan hakim eşinin 6 yıl 3 ay’er ay hapis cezasına çarptırılmış. Hakim ByLock kullanmadığını savunmuş ve hakkındaki suçlamaları kabul etmemiş. Hakkında 6 yıl 3 ay ceza verilerek tahliye edilmiş.

Şu haberi de cezaevinde gazetede okudum. “Eski yüksek yargı üyesine tahliye” başlığı altında. Habere göre;   eski yüksek yargı üyesi mahkemede A.K, Sivil imamı tanımadığı söylüyor ve daha önceki teşhisini reddediyor. A.K. 17-25 Aralık sürecinden sonra Yargıtay üyesi olarak görev yaptığı dönemde, cemaat aleyhinde sık sık konuştuğunu, buna şu an görevde bulunan Yargıtay üyelerinin de şahit olduğunu, söylüyor. Görevde bulunduğu son dönemde kurban bağışını “Süleymancılar” olarak bilinen cemaate verdiğini, üniversite yıllarında “imamlık” yaptığını, İlim Yayma Cemiyeti yurdunda kaldığını iddia ediyor.   “Gülen cemaati içinde olsaydım imamlık yapamazdım. Masum kanı döken bu hain terör örgütünün üyesi değilim. Hiçbir zaman bunlara boyun eğmedim, emir kulu olmadım, sempati duymaktan öteye gitmedim. Bir tane talimatla verilmiş kararım yok. Din ve devlet adına güzel işler yapıyorlar diye düşündüm ama bu kadar ileri gideceklerini düşünmemiştim. Cemaate karşı hep mesafemi korudum. Gençken sempati duydum ama olgunlaştıktan sonra, özellikle 17-25 Aralık sürecinden sonra antipati duydum” diyor. Sonuçta A.K, ByLock’a 183 kez giriş yaptığı yönündeki tespiti de kabul etmiyor.   Mahkeme heyeti adli kontrol şartıyla bu ByLock’çu hakimi de tahliye etmiş.

Yüksek yargı üyesinin ifadelerini özellikle verdim. Çünkü sayısız çelişki var bana göre. Daha açık bir ifadeyle ben ifadesinde samimiyet görmedim. Hakkında tahliye kararı verilmiş, tutuksuz yargılanıyor.

Basında bu ve benzeri birçok karar var. Bunlar neden tahliye edildi diye sormuyorum. Tahliye edilmesi gerekiyor ve yargıç tahliye eder. Ayrıca tutukluluğun bir ceza tedbirinin ceza olarak uygulanmamasında yanlış olan bir şey yoktur. Yargıç doğru olanı yapmıştır. Örgüt üyeliğinin karşılığı 6 yıl 3 ay diyorlarsa öyledir. Suç varsa ceza da vardır. Benim dikkatinizi çekmek istediğim şey bu takdirlerde de küçükler eziliyor mu acaba sorusunun cevabıdır?

Zira benim tanıdığım ByLockçu mübaşir örgüt üyeliğinden 6 yıl 10 ay ceza almış, tahliye edilmemişti. Yeni mezun bir öğrenci, örgüt üyeliğinden 7 yıl 3 ay yemiş o da tahliye edilememişti. Bylockçu hakimlerin 6 yıl üç ay yediği, bylockçu yüksek yargı üyesi hakimin hüküm kurulmadan tahliye edildiği yerde, bylocçu öğrencilere daha fazla mı ceza veriliyor ve neden tahliye edilmiyorlar diye düşündüm.

Hiçbir davanın birbirinin aynı olmadığını biliyorum, hakimlerin takdir hakkı olduğunu biliyorum elbet. Ama doğurduğu sonuçlar itibariyle bunların konuşulup tartışılması gerektiğini düşünüyorum. Zira, bu tür uygulamaların halkta uyandırdığı olumsuz intibaların devlete olan güveni sarstığını görüyorum.

Son adli kararnamelerden sonra yeni gelen heyet, koğuşumda bir yıl yatan öğrenciye 6 yıl, 6 ay verdi ve tahliye etti. Ki, gençte ciddi sağlık problemleri ortaya çıkmıştı. Bir perşembeyi Cuma’ya bağlayan gece saat üçte sol tarafı tamamen tutmamış ve felç gelmişti. Üst ranzadan zor indirdik. Cezaevi şartları yüzünden en az 1.5-2 saat geç sevk edilebildi hastaneye. Genç 24-25 yaşındaydı. Cuma günü öğlen vakti, hastanede normale dönmüş ve bir dizi sağlık testine girmesi gerektiği doktoru tarafından söylenmiş ve İzmir’e sevk edilmişti.   Ayrıca son sınıf öğrencisiydi ve okulunu bu yıl tamamlayıp mezun olmak istiyordu. Çarşambaya kadar hastanede yatan genç rahatsızlığını ailesine belli etmemek için doktorunu zorlamış ve Çarşamba sabahı taburcu edilip koğuşa dönmüştü. Çarşamba günü açık görüşte rahatsızlığını ailesine hissettirmemişti. Annesi ağır kalp hastasıydı ve annesine bir şey olacak korkusu yaşıyordu. Bu genç bir gün sonra yani Perşembe günü çıktığı duruşmasında  6 yıl, 6 aya mahkum edilerek, mahkeme heyetince tahliye edildi. Sağlık durumu ve eğitim zarureti tahliye gerekçesi yapıldı.   Şayet tahliye olmasaydı çok daha ciddi sağlık sorunlarıyla karşılaşması muhtemeldi. Sayın heyetin bu nedenle çok isabetli bir karar verdiğini düşünüyorum.

Bylock konusunda fark ettiğim  devlete ve millete oynanan büyük oyuna dikkat çekmek istiyorum. Bylock kullanan öğrencilerin anlattığına göre, 2015 yılının ortalarında bir bölge abisi eve geliyor ve herkesin telefonuna ByLock yüklüyor. Gençler neden diye sorduğunda, bundan böyle whatsaptan, değil bundan haberleşeceğiz aramızda, bu da whatsap programının bir başka versiyonu, diyorlar. Gençler bunda bir beis görmüyorlar.   Aynı dönemde bu program öğrencilerle birlikte ev kadınlarına da yükleniyor.

Anlayacağınız marabalara yükleniyor! Bir başka deyişle ibadet tabakasına…! Toplumun bildiği belli başlı fetöcülerde ByLock çıkmaması tesadüfi değil yani! Bunlar içeri girseler de ByLock olmadığı için kısa sürede çıkmışlar. Devletin istihbaratı fetöcülerin eline geçtiği için, fetöcüler arkadaki izlerini silerek makamlarından ayrılmışlar. Şahsen halen görevde kamufle olmuş çok FETÖ’cünün olduğunu da düşünüyorum.

Benim anladığım şudur. ByLock programını 10-20 bin civarında üst düzey (hakim, savcı, ordu mensubu vb) fetöcü kullanırken, deşifre olduklarına uyanmışlar. Aslında CİA ve MOSSAD uyanmış desek daha doğru olur! Üst düzey kullanıcıları arazi etmek için en alt kesime, dünyadan haberi olmayan kesime, bir başka deyişle imanını kurtardığını zanneden, ibadet ettiklerini sanan kesime yaymışlar. Yüzbinleri geçirmişler. Bir de mor beyinle 11 bin kişiyi de işin içine bulaştırmışlar. Zannetmişler ki; devlet bu kadar insana bunu yaymaz, yayamaz, biz de üst düzey elemanlarımızı koruruz.

Oradaki gençlere de anlattım. “Devletle ve deliyle şaka olmaz! Bak devlet yüz bin kişiyi de içeri tıktı. Devleti, devlet başkanlığı ile, yani temsil makamı ile karıştırıyorsanız yanılıyorsunuz. Devlet içinde devlet olmaya kalkan kim olursa olsun devlet içeriye tıkar.  Yarın, bugünlerde FETÖ denilen yapının boşluğunu doldurmak isteyen grupların başına da aynı şeyin geleceğini göreceksiniz. Devletin temsil makamında kim olursa olsun, buna izin vermez. Aksi halde devlet yıkılır. Bedelini herkes öder en önden de siz ödersiniz” dedim.

Bu gençler FETÖ’nün kurban ettiği üniversite gençliği! Hepsinin ortak özelliği fakir olması. Aileleri ayda 100/150 lirayı cezaevine zor yatırıyor. Ayda 200 lira ile FETÖ evlerinde kalmış çocuklar. İsrail/MOSSAD/CİA,  FETÖ vasıtasıyla, Cumhurbaşkanımızın ibadet kısmı diye tanımladığı kesimi bu işe böyle bulaştırmışlar. Halkı böylece kışkırtıyor ve Cumhurbaşkanının siyasi desteğini, azaltıyorlar. Sağduyulu halk böyle şeylere şahit oldukça FETÖ ile mücadeleye inancı sarsılıyor. Orta kesim yani ticaret erbabı cezaevinde yok! Veya çok az. En üstteki ihanet erbabı da çoktan kaçtı. Çok azı paçayı kaptırdı.

Sonuç olarak, FETÖ’nün insan kaynağını sağladığı öğrenci evlerindeki genç çocuklar veya ibadet ettiği zannıyla bu işlere sonraki tarihlerde bulaştırılmış kişiler darbe yapmaya kalkmadı kanaatindeyim. FETÖ’nün deve dişi gibi adamları kaldırımlarda ellerini kollarını sallayarak dolaşıyor. Kimi hiç alınmamış, kimi cüzi bir süre alınmış ve bylock olmadığı için serbest bırakılmış, kimisi ise itirafçı olmuş dışarıda dolaşıyor. Memleketin fakir fukara çocukları, ev kadınları içeride yatıyor. Bu işte bir gariplik yok mu? Hiçbir zenginin içeride olmaması da halkın gözünden kaçmıyor. Bazı üst düzey itirafçı FETÖ’cülerin ifadelerinde nasıl saptırma yaptıklarını, FETÖ ile ilgisiz kişileri FETÖ diye mağdur ettiklerini ben biliyorum. İşte bu durum FETÖ ile mücadelede büyük bir zaaf yaratıyor. Halkın bu mücadeleye olan güvenini sarsılıyor. Ak Partili siyasiler aslında bunu görüyorlar ama gür bir ses ile ifade edemiyorlar. Herkes işin kendine bulaştırılmasından korkuyor. Gerçek bu! Ben kendilerine buradan soruyorum, ne zaman konuşacaksınız? Din gününde mi?

Ne yapmak lazım? Öncelikle tutuklama tedbirini bir ceza gibi uygulamamak gerekir. Cezaevlerinden bu insanlar devlet ve millet düşmanı olarak çıkartılmamalı, muhasebe yapma fırsatı verilmelidir. Devletin ve yargının bu işe bir çözüm bulması adalette standardı sağlaması gerekiyor. Bylock meselesi her yönüyle masaya yatırılmalı ve enine boyuna incelenmeli ve buradan varılan sonuçlara göre Yüksek Yargı içtihatlar geliştirmelidir. Şayet üst düzey örgüt üyelerinin kullanımını örtmek, bu olmasa mutedil halkı devletle karşı karşıya getirmek için yirmibin kişi, yüzbin küsur kişiye çıkartılmışsa devlet bu duruma bir çare düşünmek ve bu FETÖ oyununu bozmak zorundadır. 102 bin byLock kullanıcısının 15 binin Ankara’da olması da ayrıca yorumlanmalıdır. Zira bu devlet Ankara’dan yönetilmektedir!

Bylock konusunda uzman olan kişiler ve bilgiler bir araya getirilerek sorunlar tespit edilmeli ve FETÖ’nün ekmeğine yağ süren olguları sebep sonuç ilişleri içinde tespit ve tahlil ederek devlet ve millet yararına çözüm yolları üretmelidirler.

Bylock kullanma suçundan üniversitede dersten alınan tutuklanan, henüz yargılanacağı mahkeme tespit edilemediği için uzun süredir içeride yatan bir genç bana şöyle dedi. “Bu byLock işi çok karışık hocam. Uşakta cemaatin en önde geleni diye bildiğimiz insanlar ya hiç yatmadı ya da 3-5 ay yatıp çıktı. Meğer hiç birinde byLck yokmuş! Ketenpereye geldik hocam. Anlayacağınız hocam, b….k yoluna gittik. Dışarı çıktığımda bunlara selam bile vermeyeceğim. İşin kötüsü yarın buradan çıkıp çoluk çocuk sahibi olursak, neden yattığımızı çocuklarımıza bile anlatamayacağız. Anlattığımızda aptal durumuna düşeceğiz ve bize çok gülecekler…”

Gence anlatamadım tabii, bu memlekette b.. k yoluna giden çok nesil vardır. Ne ilksiniz, millet olarak bu kafayla gidersek ne de son olacaksınız. Bu milletin kanı canı ve istikbali ucuzdur.

Gence sadece şunu söyledim. “Ardını bilmediğiniz şeyin ardına düşmeyin,   Kulak göz ve kalp bundan sorumludur,” diyor Rabbü’l alemin! Bu ayeti hayatınıza geçirin hata yapmazsınız. Kimse sizi ketenpereye getirmez. Selam, toplumu bir arada tutan barışın ve güzelliğin harcıdır. Şayet alıyorsa selamınızı düşmanlarınızdan bile esirgemeyin. Selam almayana yiğit denir mi, demiş ozan! Kim bilir belki de düşmanınız dost olur! Bizim ayrışmaya değil birliğe ve beraberliğe ihtiyacımız var.

Evet dostlar, Fethullah GÜLEN adlı melun, CİA/MOSSAD desteğiyle bir nesli böyle gömdü! İllüzyona tutulmuş, aklını kullanmama tavsiyeleri, inancın gereğidir diye telkin edilen koskoca millet, onyıllarca bu meluna destek verdi, tenekeleri altın belledi! Sonuçlarını çok acı yaşıyoruz. Bu adamların dershaneleri kapatılması gündeme geldiğinde, dershaneleri değil okulları kapatalım diye millete yol ve yön gösterenler, bugün gazetelerde FETÖ ile nasıl mücadele edilmesi gerektiği hakkında ahkâm kesiyor, mezhepçi ve ayrıştıran fikirleriyle kendilerini büyük felsefeci diye tanıtıyorlar. Geçen dönem milletvekili olan bir zat, bu yazarı, Cemil MERİÇ’e benzettiğini söylemişti de, küçük dilimi yutacak olmuştum! Zira o kişiyi Cemil MERİÇ’le kıyas etmek Cemil MERİÇ’e büyük haksızlıktı! İşte bu durum beni korkutuyor. Tehlike kapıya dayandığında, Kasım 2013’te dershaneleri değil, Okulları kapatalım diyen, başka bir deyişle, eşkıya kapıya dayandığında kapıdaki eşkıyayı görmeyen körlerle, burnunun ucunu bile göremeyen bu sözde aydınlarla FETÖ mücadelesi olmaz. Bu sebeple bazı konular görülemiyor ve çare üretilemiyor düşüncesindeyim. Haksız mıyım?

Selam ve muhabbetle

0
0
0
s2sdefault