A A A

ali galip baltaoglu Washington Post yazarı Andrew Freedman  daha 15/20 gün kadar önce “ABD dünyanın en büyük gücüdür. Çünkü askeri ve ekonomik gücüyle ülkelere acı çektirtebilir” gibi bir şeyler söylüyordu. Bugün ne düşünüyor bilmiyorum. Hakikat şu:  ABD haydut bir  devlettir. Elindeki ordu gücüyle 2. Dünya Savaşı’ndan  beri   sınırları dışında haydutluk etmektedir. Amerika kıtasına çıkarak acımasızca yerlileri katleden ataları da hayduttu!  

Trumpt denen adam zalim olmasına zalimdir ama kanaatim o ki,  kendi doğrularıyla  ABD halkının yanındadır ve zenginleşerek halkının sorunlarına çare olunacağını düşünmektedir. Bu amaçla derin ABD’nin yani bir takım finans odaklarının tekerine çomak sokmuş ve içeride büyük bir savaş başlatmıştır. Şimdilik onlara direniyor! Demem o ki; Hugo Chavez’in, Sean Penn’e dayandırarak ifadeye koyduğu Fox News’in aptal insanlarının  göstermek istediği gibi değil durum! Bir haber ajansının adının Fox kelimesini içermesi bütün dünyada başlı başına bir sorundur!

Trumpt aptal bir adam değil. Hatırlayın. 15 Temmuz darbe girişiminden sonra

Pentagona ve ABD’yi elinde tutan güce direnmeye çalışmıştı. Örneğin Fethullah Gülen’i iade edelim gitsin, bu nedenle Türkiye ile karşı karşıya gelmeye değmez  mealinde sözler söylemişti. Derin ABD  karşı çıktı. İlişkilerde ABD’nin etken Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin edilgen konumda olması alışılmış ve bilindik bir gerçekti! Eşit şartlarda Türkiye ile masaya oturmak olmazdı! Efendi- köle denklemi bozulurdu! İkna oldu Trump! Galiba şizofrenik ruhunu okşayan en zayıf noktasından, çakma ABD’nin çakma milli egosundan da nüfuz ettiler kendisine!     

Trumpt, füze krizi sırasında  kendi derinlerine  Türkiye’ye neden Patriot füze sistemi satmadınız diye de sordu. Hak verdi Türkiye’ye! Siz satmasanız adamlar elbette alır S/400 demeye getirdi ve hatta  hesap sormaya kalktı.  Parasıyla bir malı satmamayı işadamı mantığıyla anlamıyordu!  Buradan da geri bastırdılar. Bu arada gitti, güvenliğinizi ben sağlıyorum bahanesiyle  Arap ülkelerinin  bir trilyon dolarına çöktü.! Bu parayı ABD orta sınıfına aktararak orta sınıf siyahların dahi desteğini  aldı.

Fakat şu anda ABD’nin iflah olmaz hastalığı ırkçılık  hortladı. Aslında hortlamadı daha görünür ve/veya gösterilir oldu! Olay muhtemelen kendiliğinden (spontane) başladı. Fakat hemen arkasından ABD ciddi  provokasyonlara sahne oldu. Gördüğüm kadarıyla   Trumpt’ın iktidarından rahatsız olanlar  bunu fırsata çevirmeye çalıştı ve çalışıyor. Ülkemizde Gezi olaylarının önü alınamaz hale getirilişini hatırlatan provokatif  bir çok sahne yaşandı ABD’de!

Gelinen noktadan  ABD kurtulsa ne olur? Bir müddet daha gidebilir. O  kadar! Zira ABD’nin çöküş süreci on yıllar önce başlamıştı. Belki de biyolojik ömrünü tamamladığını gördükleri için kuranlar,  kurdukları gibi kontrollü olarak yıkacaklar çok uluslu şirketler  topluluğu  ABD’yi!   Ortadoğu’da  Irak’ın işgali, Mısır Darbesi ve bazı diktatörlere verilen aleni  destekler, dünya halklarının  birbirine kırdırılması ABD’nin  nefesini çoğaltma çabalarıydı.  Ancak bu iletişim çağında yapılanlar nefes olmak bir yana,  ABD’nin zehirli gaz solumasına neden oldu.

İşin esası şudur. Batı gerçekten hastalıklı bir coğrafyadır.   Sezgin  Kızılçelik adlı bir akademisyenin  Batı bataklığı isimli eserinin tanıtımında aynen şunlar yazar. “Bu eserde, Batı'nın vahşeti ve onun yol açtığı bataklık tahlil edilmiştir. Batı'nın niçin uygar değil, barbar olduğu, onun neden ve nasıl bataklığın merkezi haline geldiği sorgulanmıştır. Barbarlıkla ve bataklıkla değil, uygarlıkla ve bayındırlıkla özdeşleştirilen Batı'nın makyajlı yüzünün ne denli çirkin olduğu gözler önüne serilmiştir. Batı'nın çirkinliği, onun güzel olduğunu düşünenlere gösterilmiştir. Batı'nın kötülük makinesi olduğu, şiddet, katliam ve öldürme aygıtı haline geldiği, ürettiği her türlü kötülüğü dünyaya yayarak onu bir bataklığa dönüştürdüğü gösterilmeye çalışılmıştır. İnsanlığın Batı'yla büyük bir bataklığa battığı, Batı bataklığına sonuna kadar saplandığı ele alınmıştır. Kısacası, faşizmin Batı'nın ruhunu sarmalamış olduğu ayrıntılı olarak tartışılmıştır. Batı uygarlığının barbarlığını merak edenlere.”

Bu  değerlendirmeye katılmamak mümkün mü? Batı bataklıktır ve müdahil olduğu her coğrafyayı bataklığa çevirir. Bu tespitin arkasından kendi kültürümüzü ve tarihimizi ululayacak ve övecek değilim. Samimiyetini kaybetmiş hamasi söylemlerin iğrençliği ve ülkemizi getirdiği nokta açık! Topyekûn Ortadoğu’nun ve Doğu dünyasının da iflah olmaz dertleri, ciddi sorunları ve gerçekten hayati önemde zihinsel problemleri var. Bu problemler idrak edilmeden  ve uygun çözümler üretilmeden bizim sırtımız yerden kalkmayacaktır.

Bununla birlikte  bizim problemlerimiz mahiyet itibariyle Batı’ya benzemez. Farklı etnik ve dini yapılarla  beraber yaşama bilincini, yüzyılları binyılları aşırarak tarihin derinliklerinden getirmiş ve  tarihin bu kesitinde bocalamış ve kafası karışık bir toplum haline gelmişiz.  Ancak  bizim kültürümüzde hayat hakkına tecavüz meşru bir ÖTEKİ yoktur! Bu çok önemli bir avantajdır!

İşte bu noktada, ülkemizin yetiştirdiği en büyük değerlerden biri olan sevgili hocam Prof.Dr. Nejat Göyünç’ün tarihe bıraktığı bir vesikayı sizlerle paylaşacağım. 1 Temmuz 2001’de vefat eden Nejat GÖYÜNÇ’ün öğrencisi Zeki ARIKAN, Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi’ndeki hocaya dair maddede Nejat Hoca’yı “Nezaketi, insanlarla çok rahat ilişki kurması, ilmî titizliği ve kararlılığı ile tanınıyordu” şeklinde tanımlar. Ama hoca bunun da çok ötesinde vasıfları haiz bir Türk aydınıydı.

Doğrusu hayatımı  her ideolojinin tüccarlığını yapan insanlarla mücadele ederek  geçirdim. Bu ülke  Atatürk satan sözde Atatürkçülerden de çok çekti.   Eskiden bu tür bir Atatürkçülük tam anlamıyla bu modaydı!  28 Şubatta Atatürk ismini kendilerine perde yapanlar  bankaları boşalttılar.  

Yakın tarihte Selçuk Parsadan diye bir dolandırıcı yaşadı.  Gençler internette şöyle bir dolaşıp, Parsadan’ın  Atatürk adını kullanarak ve  paşa numarası çekerek deve dişi gibi  siyasileri nasıl dolandırdığını okusunlar.  Başbakanlığı döneminde Tansu Çiller’i aldatarak  ve alet ederek örtülü ödeneği dolandırmış böyle  bir tipi yaşatan sosyal ve siyasal kültürü sorgulasınlar! Yakın tarihte Atatürk istismarcılığı işte bu boyutlardaydı.  Balık hafızalar unutmuş olabilir. Hatırlatalım!

Hoş şimdi de   dini ve milli duyguları satıp paraya çevirenler revaçta!  En  iyimser değerlendirmeyle fikri takipleri olmadığı  en üstten en alta ciddi aldatılma potansiyeliyle maruf halkımız 2.5 milyon takipçisiyle Cüppeli’nin nurundan aydınlanıyor! Dini değil aynı zamanda siyasi bir deha olan Cüppeli de Çin sevdalısı, Rus muhibbi Prinçek’e övgü düzüyor!

Halka kabir azabından koruyan kefen, rüyada peygamber gösteren terlik vb nitelikli dolandırıcılık mahsulü metaları cennet vaadi ile satanların etkisinde haram paralar üstünde milli davalar konuşuluyor, yapılanıyor! Neyse bu da çok geniş ve ayrı bir bahis…

Bana bugüne kadar   tespit ettiğin samimi bir Atatürkçüleri say deseler,  beşi geçmez. Bunların başında da hiç tereddüt etmeden Rahmetli Nejat Hoca’yı sayarım. Bu konularda çok sohbet ettik ve beraberce değerlendirmelerde bulunduk. Atatürk’e tapmıyordu! Ancak, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin kurucusu olarak Atatürk’e çok derin bir sevgi ve saygı besliyordu. Cumhuriyetin kuruluşundan iki yıl sonra doğmuş, kuruluş şartlarını bilen, devletin okuttuğu bir yetim çocuğu olarak  en üst düzey milli bir  bilince sahipti! Çocukluğunda Nene Hatun’u Erzurum sokaklarında tezek ve yakacak odun toplarken görmüş içi yanık bir adamdı! Hasılı 1925 doğumlu   yokluklar neslinin hürriyet aşığı bir aydınıydı.

Nejat Hoca 1955 yılında  Millî Eğitim Bakanlığı’nca  ABD’deki orta öğretim kurumlarında inceleme yapmak üzere bir grup öğretmenle birlikte ABD’ye gönderildi. 22 milyonluk  Türkiye’den 166 milyonluk Amerika Birleşik Devletleri’ne,   ülkesinden nüfus gücü olarak 7.5 kat fazla bir ülkeye gitmişti. Bugün ABD nüfusu 2019 verilerine göre 328 milyon. Türkiye’den tam 4 kat daha fazla nüfusa sahip. O günden bugüne nüfus gücü   farkını neredeyse yarı yarıya kapattık ama bilim ve teknolojide maalesef bu mahareti gösteremedik!

Nejat Hoca ABD’gezisinden  eşi Ayten Göyünç hanımefendiye  izlenimlerini anlatan mektuplar yazdı. 18 Nisan 1955 tarihli mektubunun bir bölümünü sunuyorum. İbretle okuyunuz!

Canım karıcığım;

Dün otobüste yazdığım mektubu yine hemen oracıkta yolladıktan sonra, üç saat süren bir yolculuğu müteakip İllinois devletinin ikinci büyük şehri -Chicago’dan sonra- Peoria’ya geldim. İstasyonda beni Henry High School’unun müdürü Mr.Kenneth Brown karşıladı. Genç, otuzbeş yaşlarında kadar bir adam. Yanında ihtimal ilkokula devam eden oğlu da vardı. Otomobili ile bir saatte Henry’ye geldik. Bana önce mektebi gezdirdi. Hani Amerika’da pek çok mektep gördüm, fakat bu kadar hoşuma gideni olmamıştı. Tekmil duvarları cam. 135 talebesi varmış. Lakin mektep büyük yapılmış. Bazı dershaneler halen kullanılmıyormuş. 11 tane de hocası varmış.

Okulu gezdikten sonra beni İngilizce hocası Mr. John Sears’ın evine getirdi. Mr. ve Mrs. Sears  31 yaşında, genç bir karı-koca. Henüz çocukları yok. Lakin Mr. Sears ümit ettiklerini söyledi. Bana bir oda ayırmışlar. Akşam hayli konuştuk, 10.30’a kadar. Bir de gazeteci arkadaş hanımıyla beraber gelmişti. Yemekte Mr. Sears bana “Türkiye’nin nüfusu ne kadar?” diye sordu. Ben de 22 milyon olduğunu söyledim. Bana tekrar sordu “hepsi erkek mi?” diye. Ben yine “bir kısmı erkek, bir kısmı kadın” diye cevap verdim. Bu sefer “hepsi evli mi?” diye sordu. “Bir kısmı evli, bir kısmı bekar, bir kısmı boşanmış, bir kısmı da çocuk” dedim. Bu adam tam Amerika’lı.  Sorduğu sualleri küçük çocuk sorar ancak…

Akşam misafirler gittikten sonra senin örtünü evin hanımına hediye ettim. Zira bir hafta kalacağım ve para almayacaklarmış. Bunu müdür yolda söylemişti.

Sabahleyin de erken kalktım, sana yeni bir mektuba başladım. Akşam yemekteki konuşma esnasında söylemiştim, malum geçen hafta Florida’ya gitmiştik. Amerika’nın güneydoğu eyaletlerinde zenciler oturur. Vaktiyle bunlar Afrika’dan getirilmiş, esir olarak pamuk tarlalarında çalıştırılmışlar. Otobüsümüz bir istasyonda duruyor. Gözümüze ilk çarpan da “colored waiting room” “colored ticked window” “colored men’s room” vesaire. Yani zencilere mahsus bekleme odası, bilet gişesi ve hela. Hatta kilise bile vardı. Okullar da caba. Bizim hepimizde bunları görünce Amerika’lılara karşı nefret uyandı içimizde. Yemekte hoş tarafını söyleyip, bunu anlayamıyorum dedim. Münakaşayı önüme dondurma tabağını uzatıp kestiler ve lafı değiştirdiler.”

Başka söze hacet var mı bilmiyorum. Nejat Göyünç  o gün, 29 yaşında bir öğretmen olarak, ABD’de aydın  eğitim uzmanlarının ırkçılığını yüzlerine vurup açıklama istemiştir!  En ufak bir aşağılık duygusu ve kompleks yaşamamıştır!  Gördükleri   karşısında, Türkiye Cumhuriyetini temsil eden genç öğretmenlerin ortak duygusu olarak  “Bizim hepimizde bunları görünce Amerika’lılara karşı nefret uyandı içimizde,”  cümlesi her şeyi açıklamaktadır.

Yokluklar ve zaruretler içindeki genç Cumhuriyetin genç öğretmenlerinin psikolojik üstünlükle dile getirdikleri bu duygu ve Hakka dayanan haklılığın getirdiği hesap soran tavır,  elan bu coğrafyanın temeli ve gücüdür! 

Oysa bu gezi ABD’li bir vakıf tarafından, Türk öğretmenlerinin ABD’ye hayranlıkları artsın, ABD’ye hayran nesillerin yetişmesini sağlayalım nihayetinde zamanla devşirelim, diye finanse edilmişti!

Ne var ki bu kültürün kökleri böyle bir yaklaşıma karşı  aşılıdır! 1946 yılından beri ABD’nin kucağına oturmuş, eğitimden teknolojiye, tarımdan siyasal organizasyonlarına kadar ABD tarafından dizayn edilmiş bu milletin % 90’ı ABD  karşıtı ve hatta düşmanıdır! Neden ve nasıl?  Halbuki çok yatırım yapmışlardı! Ülkemizde nesiller değişti. ABD’ye nefret baki kaldı! ABD’li Sosyal Bilimciler bu konuyu henüz çözebilmiş değiller! 

Bu konuda neden sonuç alamadıklarına dair bir tespitimi de ifade edeyim Bu millet 1.800.000 km’lik bir coğrafyadan 783.562 km karelik bir vatana sıkıştırılmıştır. Ortadoğu’da yüzyıllarca uzun süreli barışı yaşatan kültürün ürünüyüz.  Batılılar dahi bu dönemi Pax Ottomana, (Osmanlı Barışı) olarak tanımlamıştır. Yaklaşık 2.000.0000 km karelik alandaki tüm krizler Anadolu’yu çok yakından  rahatsız eder. O coğrafyaların  sinir uçları Anadolu’dadır.  Bugün ABD s  tüm bu coğrafyaların altını üstüne getiriyor ve  zulüm ediyor. Sonra  bu kadar yatırım yaptığımız Anadolu coğrafyasında  neden bize  kin duyuyorlar diye soruyor? Anadolu’nun çocukları ise ABD’den yenen kazıkların çetelesini tutup gününü bekliyor!

Sonuç olarak kültürümle iftihar ediyorum. Biliyorum ki, ırkçılık bir felakettir ve ırkçı toplumların huzur bulması mümkün değildir. Sonuçta   helak olması ise kaçınılmazdır.

Ne yalan söyleyeyim ABD’de yaşananlara üzülmüyorum. İnsan yanımı öldürmemek için sevinmiyorum da! Yine itiraf edeyim. Dünya’da ABD o kadar çok zulüm biriktirdi ki, olanlara sevinmeme konusundan nefsime çüş demekten yorgun düştüm!

Bu vesileyle Rahmetli Nejat Hocamı ve rahmetli eşi Ayten teyzemizi rahmet ve minnetle anıyorum. Rabbim onları cennetlerinde ağırlasın.

 

nejat goyunc

Prof.Dr. Hasan Nejat GÖYÜNÇ

04 Aralık 1925 / 01 Temmuz 2001

0
0
0
s2sdefault