A A A

ali galip baltaoglu 16 Ocak 2019’da Fetöcü olmakla suçlanan, 2.5 yıl cezaevinde yatırılan, beş yıllık mesai arkadaşlığımız sırasında  fetöcü olmak şöyle dursun, fetö ile etkin şekilde mücadele ettiğine şahit olduğum Sait ÇELİK Uşak 2. Ağır Ceza Mahkemesi’nde BERAAT etti.

Sait ÇELİK’e gelen operasyon geliyorum demişti.  Uşak Belediye Başkanı Nurullah CAHAN ve onun ekibi bu işin içinde aktif şekilde yer aldı. Ulusal basında,    Fatih TEZCAN tarafından,  belediyelerden fetöyü kullanarak para sızdırdığı iddia edilen, rektöre iftiraları ise bizce sabit, Süleyman  ÖZIŞIK’ta yer aldı

 Bu adamın iftiralarının  3 Kasım 2016’da “Cahan Sevdalısı Özışık, Rektörün Tutuklanmasını İstiyor Haydi Savcılar Göreve!” başlıklı bir makale ile deşifre etmiştim. Bu yazım mahkeme kararı ile kaldırıldı. Gariptir kaldırılmasını sağlayan, yalanlarını, iftiralarını deşifre ettiğim ÖZIŞIK değildi! Yazının kaldırılmasını kişilik haklarının ihlal edildiği gerekçesiyle ÖZIŞIK değil, CAHAN istedi, mahkeme de kabul etti. Halbuki o yazıda CAHAN’ın da kişilik haklarına dikkat çekiliyor ve korunuyordu!  Şeriatın kestiği parmak acımadı ama bu yazıdan  49  gün sonra  savcılar  göreve koştu!   21 Aralık 2016 günü Sait ÇELİK gözaltına alındı ve sonrasında tutuklandı.

CAHAN’ın belediye başkanlığı görevinden el çektirilmesi ülkenin gündemine geldiğinde ÖZIŞIK,  ulusal basında  CAHAN’a destek attı. “Uşak Belediye Başkanı, 17/25 Aralık sonrası henüz kimsenin FETÖ ile mücadele etmeye cesaret etmediği dönemde, dönemin FETÖ'cü başsavcısı ile  FETÖ'cü rektörün foyasını ortaya çıkarıp onları hapse attıran adamdı” diye,  yazdı. Belediye başkanlığından alınacağı korkusuyla,  kanal kanal gezen CAHAN, en büyük feto avcısı benim, rektörü ben içeri attırdım mealinde sözler söyledi.

Bu açıklamalar kumpasın kaynağının

ifadesi açısından  açık bir itiraftı.  Bunun üzerine ilk yazıdan on bir ay sonra 9 Ekim 2017’de  “Cahan Sevdalısı Süleyman Özışık’a Açık Mektup” başlıklı bir yazıyla çevrilen dolapları deşifre ettim. http://www.usak.tv/cahan-sevdalisi-suleyman-ozisika-acik-mektup-makale,186.html

Ancak kumpasçıların o günlerdeki ulusal basındaki gücü sesimizin duyulmasına engeldi! Duyanlar duysa da, kamuoyuna mâl olmadı. Herkesin kendinden korktuğu aman bana bulaşmasın korkusu yaşadığı günlerdi! Elan da bazılarında bu korku mevcut.

Rektör tutuklandıktan bir hafta sonra 7 Ocak 2017’de “Ne Diyorsam O!” başlıklı  bir makale yazmıştım. http://www.usak.tv/ne-diyorsam-o-makale,178.html   Devletin savcısı bir suç bulmadan adamı tutuklamaz diyerek, hakikate değil, devlet adına işlem yapanlara İMAN ETMİŞ bir takım insanlar hakkımda olumsuz  yorumlarda bulunuyorlardı. Onlara da bu makalenin sonunda hakkımda kamuoyunda yapılan olumsuz yorumlara şu cevabı vermiştim. 

Sağda solda benim ismim üzerinden gelişen olaylara dayanarak beni eleştirenler, haksız çıktığımı yazan ve söyleyenler,  haddini aşarak hakaret edenler var. 

Bir kez daha söylüyorum. Ben ne diyorsam o!  Zira ben doğruyu söylüyorum. Aksini iddia edenler yalan söylüyor. Bir yalanı bir milyon kişi tekrar etse, yalan doğru olmuyor.   Ben yalancıların, münafıkların,  algıcıların lafına değil kendi gözlemlerime ve bilgilerime dayanırım. Şahidim ve vekilim Allah’tır. Yalnız ona kulluk eder yalnız ondan yardım dilerim. Kendime değil ölçüme güvenirim!  Bir başka deyişle kendime güvenimin teminatı ölçümdür! 

Allah’ın kitabından ısrarla kaçanların bunu anlamasını beklemiyorum. Hepimiz şaşabiliriz ama Kitap şaşmaz!  “Doğrusu bu Kuran bize  ve milletimize bir öğüttür, ondan sorumlu tutulacağız!” (Zuhruf 44)  Sonuç olarak imtihan dünyası!”

Kumpasçılar Uşakhaber’de  Fenersiz Yakalanmışlardı.

Rektörün cezası, İstinaf Mahkemesinde kabul edildiğinde Uşakhaber olarak bilinen belediye sitesi, “Fetöcü  Eski Uşak Üniversitesi Rektörü Sait  Çelik’in Cezası Kesinleşti!”başlığıyla   haber yapmış,  yayınlamış ve hemen arkasından geri çekmişti! Bir arkadaşım böyle bir haber yayınlandığını  birkaç  dakika içinde  haberi sildiklerini söyledi.  Birkaç dakikalığına da olsa yayına giren, muhtemelen üstleri tarafından “ne yapıyorsunuz siz salak herifler(!)” mealinde uyarıldıktan sonra, çektikleri  haberi, sakladıkları yerden tam metin olarak  çekip aldım. Kumpasın delillerinden biridir! Zira,  İstinaf mahkemesinin cezayı kabul kararı,   rektörün avukatının UYAP sistemine düşmeden  beş gün önce  uşakhaberin sitesine/sistemine(!) düşmüştü!   Bu haber içeriğinde  bana bol bol soru sormuşlardı.  22 Mart 2018’de “Sizden Korkan Sizden Beter Olsun Be Kumpasçılar!,”  başlıklı bir makale de bunları cevaplamış   aynen şunları söylemiştim: 

“Aslında rektör konusunda  bütün yargısal süreçler Yargıtay aşamasına kadar tamamlanmadan   yazmama kararı almıştım.  Ancak,  Uşakhaber sitesi beni bu kararımdan caydırdı.  Tekrar bir operasyona yeltendiler.  Doğal olarak bana söz hakkı düşürdüler. 
Uşakhaber adlı belediyenin yayın organı olduğu söylenen sözde haber sitesi, 16 Mart 2018 Cuma günü,   bir haber yaptı ve beni savcılara hedef gösterecek tarzda ismimi bol bol kullandı.   Sonrasında haberi hemen kaldırdı.   Neden?  Tabii ki, Rektörü yargı kararıyla FETÖ’cü ilan edip, beni de  FETÖ’ye destek veren bir kişi olarak göstermek için!  
Şimdi Ali Galip ne diyecek merakı içindelermiş! Benim yazdıklarımı hatırlatıp, bazı sözlerimi bağlamından kopararak algıya yönelik sunum altında tekrar işliyorlar. ÇELİK'i her ortamda kollayan ve savunan,   Ali Galip Baltaoğlu'nun algı operasyonları yapıp Sait ÇELİK lehinde onlarca yazı yazmış olmasından sonra ne yapacağı merak konusu”

diyorlar.  Meraklanmışlar,  meraklarını hemen gidereyim. 

Beyler sizin anlayışınız kıt galiba! Bir daha tekrar ediyorum.  Sait ÇELİK FETÖ’cü değildir!  Altı  yıl beraber çalıştığım adamı tanıdığımı düşünüyorum. Bu konudaki fikrimi ve kanaatlerimi  söylemekten hiçbir zaman kaçınmadım ve kaçınmam. Biliyorsunuz, en üst mercii Yargıtay. Şayet Rektörün ve avukatının  henüz bilmediği,   sizin 16 Mart tarihi itibariyle  haber yaptığınız ve hemen akabinde fenersiz yakalandığınız için kaldırdığınız haber doğru ise,  yani istinaf mahkemesi görmesi gereken davayı görmeye gerek duymadan  reddetmiş ise, dosya Yargıtay’a gidecek.

Bu arada aklıma geldi. Akit’e ve Milliyet Gazetesine haber yaptırmayı unutmuşsunuz. Onlar yapmazsa Diriliş Postası Gazetesi yapar. Dert etmeyin, yapın bir şeyler!

Sonuç olarak kumpasçı zatlar, ben Yargıtay’ın kararına kadar Rektör ÇELİK’in FETÖ’cü olmadığına inanmaya devam edeceğim.    Yüksek Yargıtay, yargılama aşamasındaki hukuka aykırılıkları tespit ve tashih etmeden aleyhte bir karar verirse, bu kararı da eleştireceğim. Ergenekon sürecinde haksız verilen kararların sonucunu unutmayın!  Biz yasal çerçeveler içinde yargı kararlarını eleştirme hakkına sahibiz. 

Uşak haber sitesinde bu haberi yazıp sonra kaldıran arkadaşlar,  sizi hangi ana hangi baba yetiştirdi  bilmiyorum.   Bu kadar kötü olabilmek  için çocuklukta  ne yaşadınız onu da bilmiyorum!    Biliniz ki, rektörün kumpasla mahkum edildiğine dair  kanaatlerim  hiç  değişmedi, bilakis sayenizde pekişti!  Şayet bu suçsa ve siz bu konudaki karar vericilerseniz ve devletseniz,    güdümünüzdeki devlet görevlileriyle birlikte bekliyorum!  Ne de olsa, kimliği belli olmayan ihbar mektuplarıyla,  rektör  liderliğinde  FETÖ kadrolaşmacısı olduğumuzu,  seks şantaj kasetçisi olduğumuzu dosyalara sokan savcılarınız var/vardı.  Hatta bir şizofrenin rektörün ve benim  tarihi eser kaçakçısı olduğumuzu, buradan kazanılan paraları FETÖ’ye aktardığımızı ifade eden, manyak hezeyanlarını   KOM’da kayda geçirilmesini sağlayan valileriniz polisleriniz var!  Gerçi  o vali  de tarih  oldu galiba! 

Alabiliyorsanız alın hadi!  Bazı malum zatların iftira/ihbar dosyaları  savcıların elinde.   Sezayi DAŞDEMİR ve onun kankası Yaşar TOPAL’ın veya bunların tetikçilerinin  ihbarlarıyla bu işler olabiliyorsa haydi gereğini yapın, yaptırın!  

Ama yine de sizi ikaz edeyim.  FETÖ’den olmaz be kardeşler!  FETÖ stratejilerinin takipçileri olarak başka bir suç uydurun.  Bu işi iyi biliyorsunuz, kumpas işine devam edin.  Çünkü  en iyi siz  biliyorsunuz FETÖ işi benim üzerimde asla durmaz!   Ayarlayın  işte uygun bir suç!

Makalenin bir başka yerinde şöyle demişim:

“Ahlaksız ve kumpasçı adamlar  terbiyesizlikte sınır tanımıyorlar. İstihbaratları kuvvetli  olduğu için, bilmemeleri gereken   yargı kararlarını ayrıntılarıyla  biliyorlar!  “FETÖCÜ ESKİ UŞAK ÜNİVERSİTESİ REKTÖRÜ SAİT  ÇELİK’İN CEZASI KESİNLEŞTİ” diye sadece algıya matuf haber yapıyorlar.  Neden? Bu cezaların ancak  Yargıtay’da kesinleşeceğini bildikleri halde neden böyle bir başlık atıyorlar.  Bindiler bir alamete, gidiyorlar kıyamete! “

Ali Galip niye yazıyor sorusuna,  fetöden içeri alınacak tehdit ve ikazlarına   sosyal medyadan da cevap verdim.  Bakın o günler de ne yazmışım:

kendini devlet zanneden

Kendini Devlet zanneden haysiyet celladı soytarıların merakını gidermek için yazdım. Allahsızlığın , Kitapsızlığın , ölçüsüzlüğün , hadsizliğin , ahlaksızlığın dibini buldular. Daha aşağısı yok!  Esfeli Safilin bu olsa gerek!

 İslamcı bir iktidarda bir İslamcının tutuklanması çok sıkıntılı bir durumdur! iktidar karşıtları susar, Ne yani ?  "Şimdi bir İslamcıyı mı savunacağız " diye.  İktidar yanlıları zaten susar . " Aman başımıza bir iş gelmesin" diye .  Avrupa ABD filan doğal olarak susar " İslamcıyı da savunacak halimiz yok " diye. Talihsizlik üstü talihsizliktir yani.  ( Ahmet Hakan ' dan alıntıdır )

 Anlayacağınız SAİT ÇELİK olmaktır bu ! Ülkenin İstiklaline kasteden FETÖ ' nün istediği ortam tam da budur . Bu şartlarda operasyon üstüne operasyon yaparlar!!!  Bu şartlarda çok az kişi konuşabilir . Bunlardan biri de Ali Galip ' tir . Zira o  “Ey iman edenler ! Adaleti titizlikle ayakta tutunuz; Allah için şahitlik eden kimseler olunuz,  İğreti arzularınıza uyup adaletten sapmayınız . Eğer şahitlik ederken dilinizi eğip bükerseniz ya da doğruyu söylemezseniz , muhakkak ki Allah yaptıklarınızı bilir . " ( Nisa 135 ) ayetine iman etmiştir. Hesap gününe inanmaktadır. Bu nedenle başka türlü davranması mümkün değildir! Bilmem anlatabildim mi? Gerçi güce tapanların anlaması mümkün değil! Anlayanlara söyledik!”

 Daşdemir, Uşak Haber ve Saz Arkadaşları Yine Sahnede

Bu kumpası kuranların başından beri   kullandığı bir adam var. Üniversitede Şube Müdürü Sezayi DAŞDEMİR. Kendisi  bu işleri aleni yaptığı için isim vermekte beis görmüyorum.  Rektör beraat ettikten sonra aşağıdaki  paylaşımı yaptı ve paylaşımının altında bu kararı veren hakim ve savcıların fetöcü olduğuna işaret eden bir çok yoruma sebep oldu.

sezai dasdemir orgut uyeleri

Hala algı operasyonuna devam ediyor ve hakikatın gücünün farkında değil!  Kesinleşmiş bir karar, hem de Yargıtay 16. Dairesinin kararıyla kesinleşmiş bir karar hakkında kamuoyunu ifsat edici ve yargıyı töhmet altına alıcı bir eylemi rahatlıkla işliyor. Umrunda değil. Suç işlediğini bal gibi biliyor. Ancak ARKASINA güveni ve imanı sağlam! 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Belediyenin medyası olarak bilinen, belediyeden  kamu parasıyla  beslenen,  CAHAN tasfiye edilince beslenemediği için faaliyetlerine son veren şahısların   kendi logoları    ile yapılan paylaşımına bakınız.

usak haber bu karar cok tartisilir

Beraat kararı vesilesiyle karanlık  işlerin döndüğü kanaatini edindiğim ama dosyayı bilmediğimiz için asla bir kesin kanaat taşıyamayacağımız bir generalin istinaf  mahkemesince verilen beraat kararının Sait ÇELİK’in beraat kararı ile ilişkilendirilmesi, rektörle uğraşan çetenin halen aktif ve iş başında olduğunu göstermektedir.

Bu ne cüret, bu ne cesarettir!  Onlar da bilmektedir ki suçladıkları yerel mahkeme değil, Yüksek Yargıdır.  Yüksek yargıyı görevden aldırmak için HSK değil bizzat cumhurbaşkanına gitmeleri gerekir. Hadi bir deneyin bakalım!

Benim duyduğuma göre bu dosyayı yüksek yargıda bir değil orada görevli iki heyette incelemiş ve ikisi de  mahkumiyete değer hiçbir şey bulamamış.  Yüksek yargı böyle bir riske girer mi?  Hesabını veremeyeceği bir iş yapar mı?

 

 

 

Daşdemir Alenen Suç İşliyor  

Yakın zamanda yapılan ORC  anketine göre  yargıya güvenmiyorum diyenlerin oranı % 68 çıkmış. Kısmen güvenen, % 20.3, güvenen %11.7 imiş. Güven nerdeyse seçim barajının altına inmiş.  Ülke bir yargı krizinin içinde ve bu ortamda yanlışlarla doğrular iç içe. Yargıya etki ettiğini düşünen eşkıyalar işte bu krizden ve ortamdan  faydalanıyorlar. Bu örnekte olduğu gibi, hukuk nedir, delil nedir bilmeyen Sezayi DAŞDEMİR,  böyle alçakça bir paylaşım yaparak hem yargıya olan güvenin aşağı çekilmesine sebep oluyor hem de kararı veren hakim ve savcılara fetö isnadı yapılmasını sağlıyor.  Bu nedenle suç işliyor. Bu şartlar altında hakimler savcılar nasıl çalışacak.

DAŞDEMİR Bugüne kadar cezalandırılmadığı için bundan sonra da cezalandırılmayacağından emin görünüyor!  Bu paylaşım üzerine, İ.O. isimli bir vatandaş “hakim ve savcılar arasında örgüte destek verenler var hocam” diye bir yorum yapıyor. DAŞDEMİR’i hoca sanıyor. Bu vatandaş muhtemelen dolmuşa binen bir  masum.  DAŞDEMİR’in yayınına inanmış, bu fetöcü rektör hakkında beraat veriliyorsa, hakim ve savcılardan fetöcü olanlar var ve destek veriyor sonucuna ulaşmış. 

C.Y, şaka mı bu? Diye soruyor. O. K.  adlı bir eski üniversite çalışanı,   “Konuş kardeşim konuş, gel de bu millete anlat. Biz şikayet ettik, emekliliğe razı olduk,” diyor. Savcılar bu şahsı çağırıp sormalıdır. Kardeş sen neyi şikayet ettin de neden emekliliğe razı oldun. Sen bu konuda ne biliyorsun anlat, demelidirler.

Çağlar Deniz,  Fetö üyesi olmak için başka ne yapmak gerekiyormuş, diye soruyor. Aynı kişi, “Beraat mı etti etkinlik pişmanlıktan mı faydalandı. 80 kusur sayfa itirafname yazmamış mıydı bu herif diye soruyor.”  Bu kişiyi de biraz tanıyorum. Üniversiteden atılan bir öğretim üyesi.   Rektörün FETÖ üyesi olarak ne yaptığını biliyorsan,  anlat bakalım denmelidir.  Kendisi üniversiteden atılmış mıdır, atılmışsa neden atılmıştır! Haksızlığa uğradığını düşünüyorsa, suç işlemediğini düşünüyorsa bunu sebep ve sonuçlarıyla yargı mensuplarına anlatmalıdır!   Bu arada aşağıda açıklanacağı üzere Sezayi DAŞDEMİR adına kayıtlı devletin tespit edemediği benim tespit ettiğim Hasan Rıza İLBEYLİ  hesabında bir tarihte şöyle bir yalan ve algı yayını yaptığını  hatırlatayım. Üniversitede bilim adamı iddiasında olan bu şahsın bu tür yayınlara itibar etmesinin ve bunun üzerinden yorumlar yapmasının kasta dayandığını düşünüyorum.

ilbeyli serih hatti fettullahci

O. adlı bir kişi “gariban mütedeyyin insanlar içeride, siyasi bürokrasi ekonomi ayakları dışarıda, AKP siyasi ayağıyla göbeğinden bağlı fetoya” yorumunu yapıyor.

F. G., “Tahliye olan ve hiç dokunulmayan yüzlerce Sait Çelik var. Bunlar yine ülkenin başına bela olduğunda, yine kandırdılar bizi diyecek, bahane de olmayacak. Milletin bekası için önce AKP’den kurtulmak şart olmuş anlaşılan,” şeklinde yorum yapıyor.

Y.T.,  “Recep Tayyip Erdoğan’ı bu fetoşçular bitirecekler, bir gün pişman olacak ama, iş işten geçmiş olacak hocam,”

Ö. Ö. “Tekrar göreve getirmeseler bari bunları. Vatan hainlerini” yorumunu yapıyor. Birisine vatan haini demenin, üstelik fetöcü olmadığı kesinleşmiş yargı kararıyla tescil edilmiş birisine mesnetsiz isnatta bulunmanın  suç olduğunu bilmiyor. Dolmuşa binen bu kişi yargı önünde muhtemelen bindiği dolmuştan inecek.

L.K, adlı vatandaş, rektörlüğe de geri gelirse hiç şaşmam, diyor, Sezayi DAŞDEMİR ise, “Çok zor KHK ile ihraç oldu, beraat etse bile artık pert” yorumunu yapıyor.

Rahat olun adamı pert ettim diyor. Bugüne kadar ki eylemleriyle hukuku da pert eden bu adam  ve benzerlerini yargı durduramıyor.

Bu Adamın Elinde Dinleme Tapelerinin  Ne İşi Var? 

Ben dosyayla ilgili gerçekleri ben basında  yazarken Sezayi DAŞDEMİR  şöyle bir yayın yaptı.

sezai dasdemir resimleri yayinlayalim

Sayın savcılarımızdan Kimse bu adamın elinde tape ne geziyor diye sormadı.  Emniyet mensupları da sormadı.

Emniyetin ilgili birimleri de sormadı. Ben şimdi soruyorum niye rahatsız olmadılar?

3 Aralık 2019 tarihinde yayınlanan “Uşak’ta Fetöcüleri Karartan Darbe Dönemi Tem Ve Kom Müdürlerine Açılan Soruşturmayı Engelleme Teşebbüsünün Arkasında Kim Var?http://www.usak.tv/adliyejanpolis/usakta-fetoculeri-karartan-darbe-donemi-tem-ve-kom-mudurlerine-h40153.html haberini okudum ve kahroldum.

Bu haber bana anlamlı geldi. Devrin emniyet müdürünün bu sorunun cevabını niye aramadığı benim için belli oldu!  Devrin astları üstlerini   aldatmış meğer!   Yine de sayın müdürümüz ciğerli adammış ki,  beni de sorumlu tutarlar demeyip, kendini de yakma pahasına  bunlar hakkında soruşturma açıp öyle gitmiş!  Evet  iddiaya göre ihbar edilen fetöcü polislerin belgeleri  sümenaltı edilmiş. Bu nedenle  uzunca bir müddet daha Uşak’ta fetöcü polis amirleri  görev yapmış. Fetö operasyonlarını fetöcüler yürütmüş anlamına gelir mi bu acaba?   Bazı fetöcülerin dosyalarını ise saklamışlar.  Bu durum fetö borsasıyla ilgili olabilir mi acaba?  Bu konuda soruşturma açılan kişi çok önemli bir birimin başına getirilmiş.  Uşak sahipsiz bir şehir olduğundan olabilir mi acaba?  İşte Uşak’ta fetö ile mücadele böyle yapıldı maalesef.

Bu haberi yakalayan ve yayınlayan Kazım ŞEN’e,  böyle bir haber doğru olamaz, bu kadar pervasız olamazlar demiştim.   Yanılmışım meğer! Bu yazıyı yazmadan önce,  bir kez daha kendisine, sordum. Haberine  yalanlama gelmedi mi?   Gelmemiş! 

Aklıma gelmişken şunu da söyleyeyim.   Üniversiteye gelen  ilk istihbarat raporunda Adil ERKEN’in ismi listenin en basında   iken, yanlışlık olduğu diye geri çeken emniyet ekibi de galiba bu arkadaşlar. Rektör işte bu Adil ERKEN’in ve şürekasının  iftiralarıylaiçeri girdi. Biz bunları yazdık diye yargılanıyoruz. Rektör şimdi dışarıda gidin sorun bu listede Adil ERKEN varmıydı? Varsa   neden çıkarıldı?  Kim çıkardı?   Hakkında yasal araştırmalar neden  yapılmadı da Ali Galip’ten fetöcü yaratılma teşebbüsüne girildi?   

Şimdilerde   bu müdürlerin    benim fetöcülüğümü sorguladığını duyuyor üzülüyorum. Çağırın sorun arkadaşlar, çağırın sorun. Bizim devletten polisten saklımız gizlimiz yok. Beni İstanbul’dan aldıklarında almaya gelen arkadaşlar telefonumu sormadılar bile. Yolda giderken, durun size telefonumu da vereyim diyerek, eve dönüp telefonumu alıp verdim. Gerçi pişman oldum. Telefonu bir yıla yakın geri vermediler! Sıkıntı yaşadım.

Demem o ki,  devletin bilmesi gereken tek sözümü esirgersem, namerdim. Savcılıkta da esirgemedim, cezaevinde de! Bilenler biliyor!  O arkadaşlara bir kez de buradan sesleneyim. Benim üzerimden kimseye fetö ekmeği çıkmaz. Başka bir suç uydurulacaksa, uydurun. Ama fetö olmaz! Eşyanın tabiatına aykırı! 

Beni İnciten Söz!

Böyle bir sürecin sonunda, çok yukarılarda bir yerden hakkımda bir söz duydum ki, bu beni çok incitti.  Bu rektörle uğraşan çetenin yukarılara ulaşma ve  tesir gücünü gösteren  bir  delil. Dahası bilgiyle değil, dedikoduyla yürütülen ve çoğu zaman maalesef  sonuç alınan  bir sistemin  acı hikayesi: Diyorlarmış ki;   “Ali Galip BALTAOĞLU kendini kurtarmak için rektör Sait ÇELİK’e sahip çıktı” 

Bu sözün yukarılarda bir tesiri olmasa da böyle bir iddiayı dillendirenlere karşı söylenecek çok söz var elbette. Ali Galip BALTAOĞLU fetöcü müdür ki, kendini kurtarma   derdine düşsün?  2016 yılının Temmuz ayında fetöden dosya açmışlar, telefonlarımı (dolayısıyla üzerime olan iki oğlumun ve eşimin telefonu dahil)   dinlemişler, her ilişkimi didik didik etmişler. Tam iki yıl sonra tutuklamışlar. Bir adama fetöden dosya açıldıktan sonra iki yıl beklemek veya beklemek zorunda kalmak!  Düşünün!

Yargı tutuklarken bile böyle bir isnadı yapamamış,  “Şüphelinin Eylemlerinin Örgüt İçerisindeki,  Yapıya Dahil Olmamakla Birlikte”  demiş.    Sonuç olarak üzerime atılı suç şudur: “Silahlı terör örgütüne,  bilerek ve isteyerek yardım etme, terör örgütlerini  yayınlarını basmak veya yayınlamak.” Nokta. Dosyam üzerinde gizlilik var. Benim bildiğim bundan ibaret.  Gerisini bekleyelim görelim.

Dolayısıyla bu konuda Ali Galip açısından karanlık bir nokta yok. Ali Galip’in kendini kurtarmak gibi bir derdi de  yok!    Ali Galip’in kendini kurtarmak gibi bir derdi olmadığını  en iyi onlar bilir ama  buna rağmen  böyle bir şeyin ihtimal dahilinde olmadığına dair bir delil sunayım kendilerine. 

Aynı Frekanstan Parazitler Yayılıyor!

Uşakta bir dostum var. Aynı dünyanın insanları değiliz, ancak aynı ülkenin hatta aynı toprağın  çocuklarıyız. Sadece bu sebeple bile bilim, fikir sanat ve  kültür platformunda bir çok asgari müştereğe sahibiz.  En azından memleket kaygımız ortak. Uşak’ın kıymetini bilmediği  ve projeciliğinden faydalanamadığı adamlardan biri  olduğunu düşünürüm.  İşte bu arkadaş, 19.05.2017 de, yani rektörün davası ile ilgili bomba iddiaları ortaya koyduğum  günlerde,  muhtemelen tamamen iyi niyetlerle bana bir mesaj gönderdi. Doğum gününü kutlamıştım. Bu kutlamaya verdiği cevaba iliştirdiği belki de beni kollamak için iyi niyetli bir mesajdı.

Sizi …. X  ile görüştürmek isterim.
Aynı frekanstan parazitler yayılıyor!

diyordu.

Daha açık bir ifadeyle söyleyeyim.  Beni hakkımda fetö soruşturması açan, arkadaşı olan,   savcıyla görüştürmek istiyordu.   Arkadaşımı aradım ve bu konuda ne düşündüğümü açıkça söyledim ve çok sert bir tepki koydum.  O da durumu anladı.

Şimdi soruyorum. Ben bu savcıyla görüşseydim,  bu görüşme de ben Sait ÇELİK’in fetöcü olduğuna devlet kurumu vasıtasıyla ikna olsaydım! Bilmiyorlar ya!  Doğan samimiyet ortamında onlar da benim fetöcü olmadığıma ikna olsalardı!   Bildiklerimi söylemekten vazgeçip, Sait ÇELİK’i gömdükleri mezarda kaderiyle başbaşa bıraksaydım, bu konuda tutuklamaya varan fetö süreçlerini yaşar mıydım?  Argo tarifle ifade edeyim. Karşımda ucu zirvelere varan yasal güçle görüşüp  işi 66’ya bağlayıp, kurtulmak mümkündü!  Öyle değil mi? 

 Arkadaşım muhtemelen “Aynı frekanstan parazitler yayılıyor!”  cümlesiyle benim yetiştiğim ideolojik geçmişime atıfta bulunuyor, karşılıklı yanlış bilgilendirmelerin olduğuna işaret ediyordu. Zira ben ülkücü idim! O sayın savcı da  öyleydi! 

Sayın savcı bir zamandan beri (!) ülkücü olan, sosyal medyasında  kurt resimleri paylaşan, milliyetçi söylemlerde bulunan,  bu konuda ben buradayım, en öndeyim diyen  bir kişilikti. Öyle ya savcıya benim hakkımda yanlış bilgi verilmişti!  Bilgi kaynaklarında parazit vardı. Ayrıca savcı ne zamandan beri ülkücüydü? Bu tür ülkücülüğe işaret ve  sembolleri  ne zamandan beri paylaşma ihtiyacı duyuyordu?   Sorgulayan yoktu!

Dahası bizim ülkemizde ideolojik kimlikleriyle var olmaya çalışan yanlışlarını ideolojik  kimlikleriyle örten ülkücü’ye İslamcı’ya, Kemalist’e, Sosyalist’e ve benzerlerine ihtiyacımız var mıydı, o da sorgulanmıyordu.  Sade vatandaşlar, yani ölümlüler,   yargı mensuplarının  ideolojik görüşlerini merak etmezdi! Onlardan adalet beklerdi. Birileri ısrarla ben buyum diye bağırma ihtiyacı içindeydi,neden?    

Bu tür sorulara cevap arayan ben,   ben ülkücülüğü lafızlarda değil yapılan eylemlerde gören bir adamdım. Bu da pek bilinmiyordu.  Ülkücü geçmişimle  şeref duyarken, bugün ülkücülük adına yapılan bazı  eylemlerden tiksiniyorum.Ben ortaokul yıllarından beri dahil olduğum  bu  ocaktan çok şey aldım. Çok şey öğrendim. Çok iyi hocalarım oldu. Ölümüne dava arkadaşlarım oldu. Bu ocağın şahsiyetimin teşekkülünde inkar edilemez bir tesiri vardır. Ancak benim dava arkadaşlarımın da oldukça büyük bir kısmı   yolda tökezlediler. Dünyanın rengine kanan o kadar çok  kişi oldu ki. O günden bugüne acı hatıralar, yok edilmiş hayatlar, renkleri solmuş fotoğraflar kaldı. Bu solda da İslami kesimde de aynen böyle oldu. Fitnenin için de kaynayan benliklerden,  gerçek imanlar  da  çıktı elbette. Rabbe iman  kolay değildir.! Bugün benim için ideolojilerin hiçbir önemi yok. Beni iyi tanıyan bazı arkadaşlar hocam sen farkında değilsin, sen İslamcı komünistsin, diye espri yaparlar. Sonuç olarak bugün bana, BEN MÜSLÜMANLARDANIM demek yetiyor. Başka tanıma ihtiyaç duymuyorum.

Bana aynı frekanstan olduğumuzu hatırlatan arkadaş,  benim tanığım tek ülkücünün Muhsin YAZICIOĞLU olduğunu ve onun da öldüğünü bilmiyordu!  Bir saniyesine bile hükmedemediğimiz hayatta fırıldak olmaya gerek yok diyen ve arkasından gelenlere haktan yana olmayı tavsiye eden YAZICIOĞLU  öldü! Muhsin nerede biz oradayız diye slogan atan taraftarlarına, hayır, böyle demeyin, hak nerede biz oradayız diyeceksiniz, Muhsin hak yolundan saptığı zaman siz de Muhsin’i terk edeceksiniz diyen siyasi model şehit edildi.  İsteseydi bir çok dünyevi makama oturabilirdi. Milleti adına kar zarar hesabı yaptı,  ona göre hareket etti. Dünyanın rengine kanmadı,  zehirli makamlara tenezzül etmedi.

 Zaman değişti ülkücülerde İslamcılarda solcularda değişti. Şimdi yalan söyleyen dahası iftira eden ülkücüler, nakşibendiler, tarikatçılar islamcılar ortalığı doldurdu. Mahkeme salonlarında  gördük, tanıdık.  Dekanlık için rektörlük için  genel sekreterlik için büyük küçük makamlar için üniversiteleri Bizans’a çevirdiler.  Adliyeleri de bunun hesaplaşma alanı yaptılar. Hepsinin canı  cehenneme  diyor, insan arıyorum!

  Ocak ayında düşürüldüğü zindan da üşürken    Rahmetli  Şehit Muhsin  YAZICIOĞLU’nu hatırlayan  ve ona şiir yazan Rektör Sait ÇELİK’in çok duygulandığım bir  şiirini yayınlayarak,  yazıma son veriyorum. Onu haksız yere 5 yaşındaki kızının yanından alıp 2.5 yıl zindanlara atan,  markası  ülkücü,  islamcı,  din baronu her kimse,    namazlı  niyazlı  Allah ile aldatan Allahsız  şeytanları, lanetle anıyorum.  Üzerine alınmaması gerekenler alınmasın lütfen.  Onlar kendilerini biliyorlar!  Rabbimin laneti onların üzerine olsun. Onların alayını herşeye hükmedene, görene, duyana, bilene  havale ettik.

 Yüce Allah Mü’min Suresi 20. Ayette şöyle buyuruyor: “Allah hakikate ve adalete göre hükmeder; O'nu bırakıp yalvardıkları şu varlıklar ise hiçbir hüküm veremezler: çünkü, yalnız Allah'tır her şeyi işiten, her şeyi gören.” Cümlenin rızkını veren ol gani serdar iken Yeryüzünün halifesi hünkâra minnet eylemeyiz, vesselam.

REİS

Karlı kara kışta hapse düşünce

Aklıma yine sen düştün Reis,

Mamak mahzeninde neler yaşadın neler düşledin

Ancak anlar insan içeri düşünce

Lahid gibi bir hücrede yatıyorum

Beton hala çok soğuk senin gibi üşüyorum.

Yasal kalleşliğin böylesine şaşıyorum.

Diri diri dehlize gömülünce düşlerim

Fırıldak olmadan yaşadığın hasbi hayatı düşledim.

Karlı keş dağına düşüşünü

Kar kefenin oluncaya kadar üşüyüşünü,

Sonsuzluğun sahibine tebessümle dönüşünü

Üzerine sis bulutları örtülüşünü düşledim

Sevgiden başka bir şey veremeyeşimize

Sel oldu aktı gözyaşlarım

0
0
0
s2sdefault