Yazdır

ZAVALLI ÖMER GÜRLER ve  YAŞAR TOPAL’IN    MAHKEMEDEKİ  İBRETLİK HALLERİ

Birilerinin tetikçisi olduğu kanaatini taşıdığım, şahsıma ve başkan Ramazan ÇALIK’a Serik’te FETÖ’cü iftirası atan  iki kişi var. Biri   Ak Parti eski  meclis üyesi, an itibariyle DSP’de top (emlak) koşturan Ö. GÜRLER. Önceleri  sol partiden Karadayı Belediye Başkanlığı yapmış. Solcuymuş 180 derece dönüşle AK Partili olmuş.  Gençliğinde aşırı sol bir   örgütün mensubuymuş ve bundan dolayı yargılanmış.   Cezaevinde çekilmiş  resmini  sosyal  medyada paylaşıyor,  adeta övünüyor.    Başkan ÇALIK bunu zor bela partiden attırdı. Tam yolcu iken istifa edip CHP’ye geçmişti. Şu sıralar  da DSP saflarında siyaset esnaflığına devam ediyor.

Ömer ismi çok güzel  ve çok sevdiğim bir isimdir. Bizim kültürümüzde Adalet’in timsali bir sahabe-halifenin adıdır. Bu sebeple küçük oğluma    Ömer  ismini vermiştim.  Ö. Gürler’in bu ismin ağırlığını taşıyamadığını düşündüğüm  için makale boyunca ondan  ÖGÜRLER diye bahsedeceğim. Bir müfteriye Ömer demek beni rahatsız ediyor zira..

Enteresandır seçim zamanları eşinin oyunu bile alamayan bir çok adam   yüzlerce binlerce oyum var, diye siyasette  kendini pazarlıyor. Halk sanki koyun, bunlar da çoban.  Çapsızlıklarına bakmadan halkın iradesinin ellerinde olduğunu utanmadan söyleyen o kadar çok ahmak gördüm ki!     Yok böyle bir dünya da,  bunu bazı saf siyasetçiler hâla yiyor galiba! Şu sıralar yine piyasa yapıyorlar arkasında yüzlerce binlerce oyu olanlar. Kaçırmamak lazım bu adamları, belediye meclis üyesi yazmazsak seçim kazanamayız. Yerseniz…!

Bu arkadaş da  öyle bir kişilik.  Serik’te  DSP’ye ne gibi katkılar sunacak.  Merakla izliyorum. Böyle adamları sahiplenen ve bunlardan siyaseten oy ve medet umanların vay haline!  Ne diyelim yeni  sahipleri hayrını görsün. Mübarek olsun onlara. Kaç oya tekabül ediyor, (denk geliyorlar )  yaşayarak öğrensinler! Tavsiyem  belediye  meclis üyeliğinin yanında İmar Komisyonuna da alsınlar.    İmar komisyonunu sever. Oraya da koysunlar ki,  memleket hizmetinden mahrum kalmasın.  Halka  verdikçe versin  Koçero! 

İşte bu ÖGÜRLER adlı müfteri beni FETÖ üyesi diye ihbar etti. Bunu diğer müfteri  Avukat olduğu rivayet edilen Y. TOPAL’la birlikte yaptı. Alçakça bir iftira ancak  zeka seviyelerini gösteren  ahmakça bir kurguydu.   Sosyal medyayı taramışlar  yayınladığım  bir videonun kapağındaki F. GÜLEN resmini ihbarlarına delil diye koymuşlar. Attıkları iftiraya tek delilleri işte bu!   Oysa,  video kapağı resim,  13 Ocak 2013’te yani 17/25 Aralık’tan tam 11 ay önce yayınladığım, F. GÜLEN’in  dinen bir sapık olduğunu, haçlılara  hizmet ettiğini  ilan eden bir video  paylaşımım.  FETO aleyhine bir yayınımı   FETÖ’cülüğe delil yapmışlar müfteriler!   

16  Nisan 2017 referandumundan önce Y. TOPAL benim sosyal medyamdan, bulduğu bu video resmini  yayınlayıp, başkana  referandum sonrası operasyon bekliyor gün ve saat sayıyordu!  Tabi ki Uşakta bir çeteyle ele ele vererek bana da bir operasyon bekliyorlardı.

Bu konuda Uşak’ta çalışan bir çeteyle de tam koordine oldular. Uşak’taki    kendi benzerleri   de en az onlar kadar  küstah ve müfteriydi. Orada eşleri  feto ablası, ortakları fetöcü  iş adamları olanlar,  fetocuların iş yerlerinde  çalışmış sergerdeler,  hedefe giden yolda her şey mubahtır anlayışındaki sözde üçkağıtçılar  fetö avcısı olmuştu!   Hacının hacıyı Mekke’de, dervişin dervişi Tekke’de bulması gibi, müfteriler de birbirlerini aynı pisliğin içinde aynı    bataklıkta bulmuşlardı.   Buradakiler hem kendi hedeflerine ulaşmak için hem de Uşak’taki yoldaşlarına  destek olsun diye  öyle bir ihbar hazırladılar ki.

Belediye çalışanlarından ve dışarıda düşman gördükleri bazı çalışanlardan müteşekkil bir  çete şeması çıkartmışlar!    Çete şeması altında belediye çalışanlarının resmini koyup her biri için bir görev uydurup kendilerince delil uydurmuşlar.  Benim resmimi de YÜRÜTME İRADESİ: YÜRÜTME-TAHSİLAT-İHALE-AKTARIM İŞLERİ”  başlığı altına yerleştirmişler. Bu iddiaları da Serik başsavcısı Uşak’a göndermiş falan filan.

Bu iddiaları halen işlem gördüğü için sadece bu kadar yazıyorum. Bu ülkede işini doğru yapan devlet görevlileri de son derece azaldığı için bu tip adamlar ceza almıyorlar,  müfteri muamelesi görmeden adamlık taslayarak ellerini kollarını sallayarak dolaşıyorlar. 

Antalya’da ekiplerine dahil ettikleri bir başka  müfteriyle beraber saldırdılar. Vehbi KAYA adlı müfteri de bunlara lojistik destek sağladı. FETÖ’cü olduğumu iddia etti, küfür etti hakaret etti vs.   O da  15 temmuz öncesi FETÖ ile seviyeli birliktelikler yaşayıp FETÖ’den hamile gezen, 15 Temmuzdan sonra FETÖ avcısı kesilen bir neydiğü belirsizdi. Halen Antalya’da  İyi Partiye danışmanlık yaptığı söylenen bu zatın 4 mart 2016’da  sosyal  medyada yayınlanmış resmi ibretliktir. Lütfen dikkatle inceleyiniz. İşte ülkemiz bu tür  FETÖ avcılarıyla doldu taştı, bu avcılar himaye gördü!

ÖGÜRLER ve Yaşar TOPAL’ı şikayet ettim. Serik savcılığı GÜRLER hakkında  derhal takipsizlik kararı verdi. Hiç şaşırmadım nedense! İtirazımız  üzerine Manavgat Sulh Ceza Hâkimliği bizi haklı bularak kararı bozdu. Yaşar TOPAL hakkında Serik Başsavcılığı  ne karar  verdi hâlâ bilmiyorum!  Bu kişi hakkında neden dava açılmadı? Halbuki bu suçu beraber işlemiş, evraklara beraber imza atmışlardı.   Bu konuda bana veya avukatıma bir tebligat henüz yapılmadı. Ancak ÖGÜRLER, hakkında açıldı. O da itiraz merciinin bozmasıyla!

ÖGÜRLER beni tanır mı? Elbette tanımaz. Fakat aynı zamanda Serik’te en iyi tanıyanlardan biridir! Çünkü yeğeni öğrencimdir.  Kendisine  hakkımda bilgi verdiğini tahmin ediyorum. Zira herkesin FETÖ’den icazet aldığı dönemlerde onlara karşı mücadelemi, bu konuda derslerde neler söylediğimi, söyleyebildiğimi,   öğrencilerim çok iyi bilir!   Bu fikirlerimi söyleyebilmek  için bedelini ödediğimi de bilirler!   Özgürlüğüm için,  ifade  ve fikir hürriyetim için YÖK başkanlarına ve  rektörlere   baş eğmediğim de,  akademik camiada çok iyi bilinir!  Söylemişlerdir bunları ÖGÜRLER namlı müfteriye!  Bunları bildikleri halde şahsıma böyle bir  iftiranın sebebi ne ola ki?  Bu nedenle ÖGÜRLER denen şahsın bu iftirayı bilerek, isteyerek ve kasten yapılmış gayri ahlaki bir işi olarak değerlendiriyorum.  Zira ona birileri beni yiyebilecekleri konusunda sanıyorum  garanti  verdi! 

Evladım olarak gördüğüm  yeğenini, öğrencimi üzmemek ve kırmamak için  bu adam hakkında çok uzun süre sesiz kaldım. Kalemimin ucuna bir çok kez geldi. Genç bir insanı üzmemek  için  yazmadım. Bu yazıyı epeyce erteledim. Bugüne kadar geldik.   

Sonunda işte SERİK’te   delikanlı geçinen,  etrafına öyle görünmeye gayret eden bu kişiyi  mahkemede yakından müşahede fırsatı buldum. Avukat olduğu rivayet edilen Y.TOPAL’ ı da!   Avukattan çok orta oyuncusu sıfatını hak eden, mahkeme salonunu tiyatro salonuna çeviren tavır ve sözlerini   gülerek izledim. İki müfteri de  müsamere talebesi gibiydiler.  Sanki mahkemenin sahipleri gibi davranıyorlardı. İlginç buldum. Sanıyorum hakim beyin naif ve kibar tavrı onlara cesaret verdi.

Bu eski THKPC’li delikanlı ÖGÜRLER mahkemede suçunu inkar etti. Ben yapmadım, dedi. Beni fotokopi ile üretilmiş bir belgeyle suçluyorlar dedi. Ben böyle bir şey yazmadım. Varsa sonradan eklenmiştir, dedi.  Ben  neyi nerede nasıl yazacağımı bilirim,  dedi. Bir şey daha söyledi ki, çok  güldüm. Ben belediye meclisi üyesiyim bu şahsın, amiri sayılırım dedi.  Breh breh breh. Benim amirimmiş!   Sen   neymişsin de haberimiz yokmuş be  ÖGÜRLER

Ö. GÜRLER ve  Y. TOPAL’A  DOĞRUDAN HİTABIM.    

ÖGÜRLER Efendi, önce şunu bileceksin.  Ne sen, ne de senin gibi adamlar benim amirim olamaz. Devlet amir olarak atamış olsa da amirim olmaz!  Ben hayatım boyunca  senin ve benzerin  tiplerin hiç birine kendime   amirlik yaptırmadım. Çapları ve vasıfları itibariyle bu mümkün olmadı! Neden?

Çünkü suç işleyen müfterileri, ahlaksızları amir olarak  tanımam ben!   Firavun ahlakında adamlarla savaşım hiç bitmedi ve ölünceye kadar da bitmeyecek. Bak onlardan bir örnek. O da senin gibi iftiracıdır, müfteridir, yalancıdır ve  hatta amirdir.   Bu makaleyi iyi oku!  Satır satır iyi incele. Bu sözde amir,  hukuka rağmen iş yapmayı, yasaları çiğnemeyi   rektörlük  zannediyordu.  28 Şubat’ın kudretli rektörüydü! http://www.usak.tv/eski-aku-rektoru-san-oz-alpin-iftirasina-cevabimdir-fetocu-yargi-beni-degil-seni-kolladi-makale,199.html  

Bu müfteriye bütün yetkiler elindeyken, önüne geleni irticacı diye yok ederken  itaat etmedim. 5 kere sürdü, üç kez görevden attı, sayısız disiplin cezası verdi. Bütün hukuka aykırı işlemleri idare mahkemelerinde iptal ettirdim.  Devlet korumasında oldukları için adli ceza almadılar ama hukuk mahkemelerinde üst üste mahkum oldular.  Hukuk varsa hak vardır.   Yalancılara müfterilere soygunculara haysiyet cellatlarına ne amir derim, ne itaat ederim, ne de yaptıklarını yanına bırakırım. Bunu beni tanıyanlar bilirde sen de yaşayarak öğreneceksin anlaşılan!   

Bak ÖGÜRLER efendi,  maalesef kalıbının adamı olmadığını mahkemede net olarak gördüm. Senle benim aramdaki temel farkı mahkeme ifadelerinden yola çıkarak anlatayım. Ben altına imza koyduğum hiçbir şeyi, ne mahkeme huzurunda ne kamuoyu önünde inkâr etmedim. Altına imza koyamayacağım şeyleri sahte hesaplar ardına gizlenerek yazmadım. Bu sebeple senin gibi senin ahlakında bir çok müfteriye karşı yazdığım yazılardan dolayı  hakaret isnadıyla halen yargılanıyorum. Bu ülkede yazan çizen herkes gibi! Mahkeme önüne çıkıp ben yazmadım demedim. Fotokopidir, eklenmiş vs, demedim.  Yazdığım kurumun sahibi sorumludur, ben yapmadım yayıncı sorumludur da  demedim. Tersine o kurumu değil beni suçlayın,  ben sorumluyum, ben yaptım, şayet ortada suç diye nitelenecek bir fiil varsa  bu fiili ben işledim, hesabını bana kesin  dedim. Şayet yazı benimse   fotokopi olmasının hiç önemi yoktur. Yaptığımı inkar mı edeceğim! Sonra eşimin çocuklarımın, öğrencilerimin,  arkadaşlarımın yüzüne nasıl bakarım? Ne kadar ayıp!

Ayrıca bana FETÖ’cü diyorsunuz ya! Benim çalıştığım rektör FETÖ’den yargılanıyormuş ya, cezaevinde bulunuyormuş ya. Mahkum edilmiş ya… FETÖ’cülüğe  delil bu imiş ya… Bak yine diyorum   İşte o FETÖ’cü dediğiniz rektör,  FETÖ’cü değildir. Bu adamın FETÖ’cü olmadığını söylediğim ve hatta buna tuzak kuranların hakkında iddianame düzenleyenlerin  FETÖ’cü olması ihtimalini yazdığım için tutuklandım.  Dün yazdım bugün de yazıyorum. O rektör FETÖ’cü değildir. Bu benim kesin kanaatimdir. Savunma delillerinin getirtilmediği, savunma tanıklarının dinlenmediği mahkemeye de, mahkeme demezler. Burada yapılanın adı ancak yargısız infaz olabilir. Bunları yazmanın söylemenin suç olduğunu düşünmüyorum. Bu karar yüksek yargıdan döner. Oradan dönmezse Anayasa Mahkemesinden döner. Ben bunları her zaman söylerim.  İfade hürriyetimi kimse kısıtlayamaz.    Her hal ve şartta Allah için doğruya şahitlik ederim. Bugün şunu biliyor ve görüyorum Sizin gibi müfteriler yüzünden cezaevlerinde çok masum yatıyor. Doğruları söylemekten kimse beni alıkoyamaz.  Ne Uşak’ta ne Serik’te kalitesiz,   ahlaksız, müfteri insanlara pabuç bırakacak bir adam değilim. Haksız fiillere tepki hakkımı sonuna kadar kullanırım. Yaptığımı da mahkeme önünde açıkça söylerim. Yaptığım bir fiil varsa  ve bunun suç olduğu iddia ediliyorsa, karşı taraf bunu ispatlamak için şahide ihtiyaç duymaz. Bana benim şahitliğim yeter! Bilmem durumu net olarak anladın mı? Er meydanı burası Halep ordaysa arşın burada!

Bak amir ÖGÜRLER, (!).  Doğrular veya doğru olduğunu varsayanların,  sizin gibi   müfteriler kadar cüreti  veya yanlışa tepkisi yoksa, onunda bedelini memnuniyetle öder, karşılığını Yüce Allah’tan  bekleriz.  Fazladan bedel ödemek bozmaz bizi.  Bu dünyada yaptıklarımızdan da yapmadıklarımızdan da sorumluyuz.  Biliyorum, senin gibi adamlar beni anlamaz.   Kanaatim odur ki senin  gibiler,  FETÖ davalarını sulandırdılar.  Dahası içine ettiler. Birçok masumu yaktılar. Bu yolla FETÖ denen örgüte çok hizmet ettiniz. Hepinizin  bu suçtan yargılanması gerekir kesin kanaatindeyim.  Ancak iftiranın cezalandırılmadığı, tam tersine ödüllendirildiği bir hukuk krizinin ve  kaosunun tam ortasından geçiyor ülkemiz.  Ülke gizli tanık terörüne maruz bırakılmış.   Gizli olan hiç bir şeye güvenmem ben.  Bazı mahkemelerin tutanaklarını okudum. Gizli tanık rezaletlerinin belgelerini açıkça gördüm.  Bugünler de geçecek elbet!      

Sonuç olarak yazık sana be ÖGÜRLER. Mahkemedeki acziyetin üzdü beni doğrusu. İftira atarken ki, cüreti burada göremedim.    Bu nasıl bir zavallılıktır.  Fotokopi ha…!  Belgenin aslı yok ha..! Hani kolluk ifaden de kabul etmişsin, hakaret kastım yok demişsin, şimdi de eklenmiş mi diyorsun?  Kolluktaki ifadende niye ben böyle bir şey söylemedim yazmadım, eklenmiş demedin?  Karakolda doğru söyleyip mahkemede şaştın mı ÖGÜRLER? O türkü senin gibiler için yazılmış herhalde… Fotokopiden ceza verilmez diye hukukçuların öğretmişler, sen de yalanla kendini savunuyorsun öyle mi?  Yazık!  

Başkan ÇALIK’a iftira üstüne iftira attınız. Görev yaptığı sürece, her an görevden alınacağı ümidiyle yaşadınız.  Deviremediniz.  Belediyeden İmar Komisyonundan atılınca, sonra da başkana haber gönderip, beni imar komisyonuna alsın, ben de susayım,  barışalım diye haber gönderen, araya aracı sokan adam değil misin sen? Bak yandan çarklı amirim ÖGÜRLER! Şaka mısınız siz?    Bütün bunları yapan bir adam olarak   her sabah uyandıktan sonra insan içine çıkmak nasıl bir duygudur, ben bilmiyorum.    Namuslu insanlara FETÖ’cü isnadında bulunan, akçeli işlere karışmış iması yapan, senin gibi bir emlâkçının  imar komisyonunda olmasından daha büyük  yanlış, daha şüphe çekici hiçbir şey yoktur bu  hayatta! Gerçi bunu bütün Serik biliyor!   Bu durumda ne yapayım?    Bende savcılığa bir dilekçe yazayım senin hakkında dosya mı açılsın? Bu adamın beş kuruşu yokken, imar komisyonu üyesi olduktan sonra paralandı. Şimdi çok para harcıyor, alıyor, satıyor, yolsuzluk yaptığından imar rantı oluşturduğundan şüphelendim mi diyeyim. Serikli diyor, ben de mi diyeyim!  Var mı böyle bir dünya! Gerçi ben böyle bir ihbarda bulunsam yalan da olmaz belki ama müddei, yani iddia eden iddiasını ispat etmek zorunda olduğu için, belgeyle ispat edemeyeceğim bir şey için ihbarda bulunamam.   Rüşvetin belgesi olmaz diyorlar ya. İşte öyle! Mesela Boğazkent’te, veya Kadriye’de  imar verilemeyecek bir siteye rüşvetle  imar verdiğini duydum desem, gerçekte olsa ne anlamı var. O imzalı belgeyi bulup savcının önüne koymam lazım!  Öyle değil mi? Benim resmimi  YÜRÜTME İRADESİ: YÜRÜTME-TAHSİLAT-İHALE-AKTARIM İŞLERİ” başlığının altına koymuşunuz. Ne alaka? Nereden aklınıza geliyor bütün bunlar. Bu durumda  ben diyorum ki; yürütmeyi de tahsilatı da ihaleyi de aktarmayı da yemeyi de yalamayı da yutmayı da  ben bilmem. Ama bu cümleyi yazan, böyle  bir kurguyu yapabilen  siz gibilerin, yemek yalamak yutmak aktarmak işlerini çok iyi bildiğinizi  düşünürüm. 

Gelelim Y.TOPAL adlı avukat olduğu rivayet edilen arkadaşın mahkemede küstahça tavırlarına. Önce mahkeme salonuna girdi sıraya oturdu. Sonra iki kolunu iki yana açtı ve sırada aşağı doğru kaykıldı. Mübarek buraların sahibi benim der gibiydi.  Bu konuda o da şikâyet edilmişti oysa!  Bu dava da onun da sanık olması gerekirdi.  Zira aynı iftira evrakına imza atanlardan biriydi.

Yaşar TOPAL mahkeme salonunda beyanları   dinledi. Sonra Yerinden fırladı ve hakim bey ben  tanıklık yapmak istiyorum, dedi.   Avukatım bunun usule yasaya aykırı olduğunu söyleyip büyük bir tepki  gösterince, bunun olamayacağını anladı, bu kez  çocuk misali koştu, ben vekalet vereceğim, ben savunma avukatı olacağım diye tutturdu. Savunma makamında yerini almaya çalıştı!  Halbuki orada bir avukat arkadaş savunma makamını temsil ediyordu. Savunmayı zayıf gördü kendince  desteğe koştu galiba..!  

Bu TOPAL’a bir çift sözüm var.

Bak Yaşar TOPAL ben seni normalde tanımam. Hakkında Serikliden duyduklarım var onlar da hoş şeyler değil.  Fakat anlaşılan, sen beni   ihbar edecek kadar tanıyor, geçmişimi biliyorsun.    Bir düğün girişinde bana laf attın, seni ilk orada gördüm.  Ali Galip BALTAOĞLU bu mu diye yüksek sesle arkamdan bağırdın. Sese döndüm. Ben Yaşar TOPAL diye karşıdan kendini tanıttın.    Ben de evet benim diye sana doğru dönüp yürüyünce,   yanındakiler, muhtemeldir ki yaptığının yanlış olduğunu gördüler ve yapma deyip koluna girip seni  götürdüler. Halbuki ben seni aramıyordum. Senin ahlakında bir adamı merakta etmiyordum. Ben Y.TOPAL diye kendini tanıtmanı  yadırgadım. Zira ben bir adamı merak edipte hakkında kamuyu ilgilendiren yanlış işler tespit edersem yazarım. Şimdi artık, sosyal medya muhatabı değil, makale konususun. Bunu bizzat sen istedin. Hatırlıyorsan,  benim arkamdan iftira  eden, beni sosyal medyada video  ekranımı paylaşıp, iftira atan,  bana bulaşan ilk sendin.

Önce aranıyorsun. Bulunca da kızıyorsun. Hadi buldun şimdi!   Seni mahkeme salonunda gördüm ve notunu verdim. Notun sıfır (0) bile değil. Çukur! Çünkü,  sıfır(0)  bile bir seviye belirler. Adamın bilgisi yoktur, sıfır verirsin. Adamın bilgisinin yanında muhakemesi mantığı, ölçüsü, izanı  yoksa hangi notu vereceksin?  Bu sebeple mesleki bilgi  anlamında gerçekten bir çukur olduğunu düşünüyorum.  Sen avukat falan değilsin. Kanaatim bu yönde.   Bu nedenle avukat olduğu rivayet edilen Y. TOPAL  dediğim zaman kızmayacaksın.

Sebebini anlatayım. İzleyici olarak bulunduğun mahkemede, hangi hukuk müktesebatıyla,  hangi hukuk usulüne göre,   hakime ben tanık olacağım teklifinde bulunabiliyorsun. Tanık sıfatını taşıyan kişilerin usul gereği daha önceden bildirilmesi ve mahkeme salonunda bulunmaması, mahkeme salonundaki beyanlara şahit olmaması,  salona tanık olarak çağrıldığı zaman girmesi  gerektiğini bilmiyor musun?

Bilmiyorsan kendine nasıl avukat diyorsun?  Sen müvekkillerinin hakkını böyle mi savunuyorsun? Konuyu bilmediğin çok açık değil mi?  Müdafaasını üstlendiğin müvekkilini savunurken,  karşı taraf böyle bir hamlede bulunsa, kabul mü edeceksin?  Yok ben  bu konuyu biliyorum, ama hâkim yerse,   karşı tarafı kandırabilir miyim gibi gerekçelerle   şansımı denedim diyorsan, bu daha da büyük bir ahlaki sorundur. Hukukta esas olan, usul ve yasalar çerçevesinde müvekkili savunmak, üst mahkemeden dönecek, müvekkilinin sonuçta mahkûmiyetine veya zararına sebep olabilecek,  yasaya ve  usule uygun olmayan işlere tevessül ve tenezzül etmemektir. Aksi halde sana güvenip vekalet verenler telafisi mümkün olmayan  zararlara  uğrarlar.  Bilmem anlatabildim mi?   Yazık sana, ne kadar boş olduğunu yakından gördüm. Ne diyeyim. Çok iyi avukatsın dersem halkı kandırmış olurum.

Ortalıkta Ak Parti kurucusuyum diye dolanıyor, iftira metinlerine imza atıyor, bir çok yanlış içine giriyorsun. Hatırlıyor musun, Akit TV’de Nurettin VEREN’in programına çıkacak orada başkana ve belki bana iftiralar atacaktın. Bugün ÖGÜRLER’in mahkemede inkar ettiği, ben yapmadım ekleme yapmışlar dediği iftiralarını  FETÖ belgesi  diye ulusal TV’de anlatacaktın. Haysiyet cellatlığı yapacaktın.

 İşte o konuya ben bizzat müdahale ettim ve programdan çıkarılmanı sağladım. Hani Akit TV seni programa, almayınca sosyal  medyadan  veryansın ettin. Söz verdiler çıkarmadılar, diye! Sonra da hemen yazdıklarını sildin. Neden?

Çünkü efendilerin, yani oyunu kuranlar, tuzağın deşifre olduğunu görüp, seni şiddetle  ikaz ettiler!  Sosyal medya da yazdıklarını hemen sildirttiler. Hatırlıyor musun, mahkeme salonunun gülü? Yüzüklerin efendisi, Serik’in cevval avukatı!  O gün sana   yazdıklarını sildirdiler,  tükürdüğünü yalattılar!  Çünkü sen kullanılan adamdın ve o yazıyla tuzağı kuranları deşifre ettiğini anlayamayacak kadar zavallı bir haldeydin.  Kullanıldığını bilmediğin için kendini haklı görerek arsızca sosyal medyadan veryansın ettin. Sonra o küstahlıktan ve arsızlıktan eser kalmadı yazdıklarını sildin. Haklı olsaydın silmezdin.    Neden ve nasıl olduğunu, nasıl kullanıldığını, anlatayım da   bütün Serik öğrensin,  çakma FETÖ avcılarının zavallı hallerini.

Yazılan hiçbir şeyin silinemeyeceğini tekrar bir gör ve anla. Hiçbir yazı silinmez. Bu dünyada kaybettirdiğin yazılar olabilir. Fakat o yazılar da    Allah katındaki  kişisel CD’ kaydına girer.  Bir de imam hatipliyim diye ortada dolaşıyorsun. İmam hatipte bunları mı öğrettiler sana . Öyle dava filan deyipte ortalıklarda dolaşma. Müfterilerin davası olsa olsa ya uçkur davası ya şalvar davası olur. Yerli yersiz  dava diyen, din diyen,  dava dava diye avaz avaz bağıran çağıran  tiplerden hep şüphelenmişimdir.  Onlar bana hep dava satıcısı, dava pazarlayıcısı, din tüccarı, milliyet tüccarı  gibi gelmiştir.  Senin de dava söyleminde hiçbir samimiyet görmüyorum. İmam hatipte sana iftiranın hükmünü okutmadılar mı? İftira atanlardan uzak durmak  ve insanları onların iftiralarına karşı uyarmak, Müslümanın vazifesidir. Ben bu vazifemi yapıyor tüm Serik halkını bu konuda uyarıyorum.

Bir yazar (Hatice Çay) iftiranın  sebebini şöyle tahlil ediyor: “Topluma mâl olmuş insanlar iftiraya hedeftir. Zira kişileri itibarsızlaştırma çabası iftira ile mümkündür. Bilinçaltında bulunan bastırılmış öfke karşı tarafa bir şekilde aktarılır.  Kendi hayatının çok kirli olduğunu düşünen kişiler karşılarına temiz hayat süren birisi çıkınca delirecek gibi olurlar. Böyle durumlarda yapılacak en adice ve kolay şey karşı tarafa iftirada bulunmaktır.”

İşte bu sebeple  dava konusunda sen gibilerde hiç  bir  samimiyet görmüyorum. Örneğin senin dava arkadaşın iyi insanlar olamaz,  senin gibi aynı iftiralara imza atan ÖGÜRLER olabilir.   İnsanları kandırmayın. Hiç olmazsa imam hatipliyim filan diyerek  şahsında dini bütün insanlara  laf getirme.   Hırsının aklının önünde olduğunu görüyor, insan olarak senin için elbette üzülüyorum.    Kuldan utanmadığınız çok açık, Allah’tan korkmuyor musunuz?   Seninle sadece bu dünyada değil din gününde de hesaplaşalım. Tabii din gününe,  hesap gününe inanıyorsanız!

Bir daha sefere AKİT TV’de programdan çıkarılmanın tam hikâyesini sana anlatacağım.  Bütün Serik bilsin. Halkın senin gibi müfterileri bilmesi, senden ve senin gibilerden korunması için elzemdir. Olayları anlatıp,  bir nevi kamu görevi yerine getireceğim.

0
0
0
s2sdefault
powered by social2s