A A A

ali galip baltaoglu Rektörlük hülyaları yarım/yarıda kalan bu eski rektör, had konusunda hep sorun yaşamıştır. Duruyor duruyor, fırsatını buldu mu çıkıyor ortaya, altında kalacağı iddiaları ortaya atıyor. Altında kalacağı büyük büyük laflar ediyor. Yazık!

Başlıktan esasa geçelim. Sabık AKÜ Rektörü Şan Öz-Alp Bey, 10 Temmuz 2018 tarihli Odak Gazetesi’nde, bir makale yazmış. Başlığına Takdiri İlahi demiş. Hala gördüğünü zanneden gözleriyle, Uşak’ın bir mahalli gazetesinde “Uşak Üniversitesinden Yrd. Doç. Dr. Ali Galip Baltaoğlu FETÖ operasyonunda silahlı terör örgütüne üye olmak suçlamasıyla tutuklandı.” başlığı altında kelepçeli resmimi görünce, görmek istediğini görmüş ve hatıraları depreşmiş! Başlamış hatırlamaya…!    AKÜ’deki marifetlerim dolayısıyla verdikleri cezalardan, teşkilatımın yani FETÖ’nün hukukçuları, doktorları, idari kadroları sayesinde kurtulmuşum! Açtığım davalarda bunları defalarca tazminat ödemeye mahkûm ettirmişim. Yıllarca, hüviyetimi, FETÖ yandaşlığım ortaya çıkıncaya kadar gizleyebilmişim.  Afyon’da FETÖ’nün sadık uşağı olan bazıları ise ortada dolaşıyormuş. Temennisi bu soysuzlara da gereğinin yapılması imiş.

İşte Şan Öz ALP böyle yazmış. Öncelikler Şan Öz_ALP kimdir, nedir tanıyalım! Okuyucuların bu konudaki hafızalarını tazeleyelim.

1998-2003 yılları arasında görev yapmış Afyon Kocatepe Üniversitesi’nde Şan Öz ALP  adlı zalimce uygulamalarıyla ünlü

bir 28 Şubat rektörüydü. Uşak’ta üniversite birimleri AKÜ’ye yani Şan Öz-ALP ’e bağlıydı. Üniversitede korku ve dehşet saçan bir idareci olarak çok iyi bilinirdi.  Öğretim elamanlarının hayatlarıyla ve ekmek paralarıyla rahatlıkla oynayabilirdi. Hiç kimseden korkusu olmayan bir adamdı! 12 Eylül öncesinde böyle bir adamı benim neslim yaşatmazdı. Fakat 12 Eylül sonrasında sağlanan devlet otoritesinin arkasında yetkilerini kötüye kullanan böyleleri hayat hakkı bulabiliyordu. Neler yapıyordu neler!

MOBBİNG yapmak, insanları yıldırmak, tam itaat altına almak için, 3 /6 ay gibi kanun dışı ve hukuk katli niteliğinde görev süresi uzatmaları yapardı. Hâlbuki yasa öğretim görevlileri için 1 veya 2 yıl, yardımcı doçentler için 2 veya 3 yıl uzatma emrediyordu. Fakat yasalar bu adamı bağlamazdı. Bir de sürgün merkezleri vardı. Emirdağ Meslek Yüksekokulu! Buraya sürdüklerinin ya hayatı biter, ya da iftira ile lekenip atılmamak için istifa ederek kendilerini kurtarırlardı. Hukuk facialarının yaşandığı bu okulda dönmeyen pis iş yoktu. O günkü emniyet kayıtlarından belgeleri bulunabilir. Belene Kampı diye bilinen bu okulda, TEK’de elektrik direği dikerken, öğretim görevlisi ve müdür yapılmış, kendisine çok benzeyen bir idareci vardı. Nitekim ben de bu okula iki kez sürüldüm ve bu okuldaki direk uzmanı C.T adlı tetikçisinin işlemleriyle iki kez işten atıldım. Sağlık raporlu iken Şan Öz-ALP tarafından müstafi (istifa etmiş) sayılarak görevime son verildi. Şan emreder, müdürü uygulardı. Emirdağ ile ilgili tafsilata girmiyorum. Ama tanıkları yaşıyor..! Şan Bey arzu ederse arşivimi de açarım!

Personele yönelen işkence metotlarında son derece ustaydı. Bu sayın rektör,   yasalara aykırı olarak uzatmaları kısa kısa yapar, insanları ekmek parası kaygısıyla kapısında bekletirdi. Sözleşmeni üç ay uzattım, üç ay içinde iş bul kendine derdi. (bir rivayet onbeş gün, bir ay uzattıkları da vardı) Üç ay sonra bu film tekrar ederdi. Böyle uygulamalarla kapalılarda bekletilerek uzun süre stres çektirilen insanların onurları çalınırken, bazılarının ilahlık duyguları tatmin edilirdi. Uzun süre kapıda yalvartılmanın sonunda süresini uzattığı bir öğretim görevlisinin, bir hafta sonra kalp krizinden öldüğünü hatırlıyorum. Muhtemelen yaşadığı sürece sinirleri ve kalbi dayanamamıştı. Zira benim kanaatime göre onuru çalınanlar ruhen ölürler! Bunların içinden bazıları bu ağırlığın altında kalır, yaşadıklarını insanlık onuruna sığdıramaz. Bunun sonucunda kurban biyolojik olarak hayatına son verecek mekanizmayı çalıştırır ve utanca düşürüldüğü mekanı (dünyayı) terk eder! Ağa çocuğu olduğu söylenen Şan Bey’in bunları anlayacağını sanmam.

Şan Öz-ALP bana çok kızardı! Neden? Çünkü beni kapısında onursuzca bekletemedi. Benden ne istedi? Söyleyeyim..Beni haksız ve hukuksuz uygulamalara muhatap kılan kanunsuz bir dekanından özür dilememi istedi. Bu konuda haklı olan benim dediğimde, “ben haklı haksız bilmem, bir Yrd. Doçentle bir profesörü bir tutmam” dedi. Kendi tercihini yaptı. Haklıdan yana değil, güçlü gördüğümden yanayım veya kullanacağım adamdan yanayım gibi bir tavır sergiledi. Ben de, siz bilirsiniz dedim ve oradan ayrıldım. Bazı beni sevenlerin zarar görmemem için aksi telkinlerine rağmen özür dilememi istediği adamdan yine de özür dilemedim. Haklı olan bendim. Hak güçlünün değil, en azından benim nazarımda haklının ve hakkındı!

Haklı olanın haksız olandan özür dilediği düzenleri firavun düzeni olarak tanımladığım ve firavun ahlakını reddettiğim için özür dilemedim. Buna çok kızdı rektör Şan. Benimle kapıştı ve kırmızı görmüş boğa misali saldırdı.  İdari yetkilerini görev için değil zulüm için kullandı. Sürgünler başladı. Beni sürünce kapısına gideceğimi ayağına yüz süreceğimi zannetti, fakat yanıldı! Bakmayın şimdilerde Atatürkçü ve çağdaş geçindiğine! Kul düzenini sevdi o. Haklarını bilen ve kullanan vatandaşı sevmedi!   Sonuç olarak ben, ne Tanrı kılığındaki Şan’a, ne de itaatimi istediği alt tanrıları olan amir kılıklı kullarına, kul olmadım. Çok kızdı!

İki kez raporlu iken müstafi sayarak, bir kez sözleşmeme son vererek görevden attı. Sürgünlerden sürgünlere gönderdi. İki kez Emirdağ MYO’na bir kez Bolvadin MYO’na bir kez de Afyon Fen Edebiyat Fakültesine’ne sürdü. Mahkeme kararlarını etkisiz kılmak için üst üste sürgünler yaptı. En sonunda Kemal GÜRÜZ işbirliğiyle Atatürk Üniversitesi Ağrı Eğitim Fakültesine sürdü. Bu süreçte aralıksız yıldırma soruşturmaları açtı ve hukuksuz cezalar verdi. Bunların hepsi ama hepsi mahkemelerden döndü elbette. Uşak Valiliği  İnsan Hakları Kurulu haklı olarak benim lehimde karar aldığı için, onları da vatan hainliği iması yaparak suçladı. Önce Allah’ın yardımı sonra (yavaş da işlese, egemenler aleyhine zor da karar alsa,) ülkemdeki hukuk sistemiyle bütün bu zulümleri bertaraf ettim. Bu adam görev yaptığı 5 yıla yakın zamanda beni üniversitede çalıştırmadı. Bütün mahkemeleri kaybetmesine rağmen!

İşte benim marifetlerim olarak nitelediği olaylar bunlardı rektör Şan’ın!

Bu adamın nasıl biri olduğunun anlaşılması için bir örnek daha vereyim. Ofislerde yemek yemeyi yasaklamış. Herkes yemeği birimin yemekhanesinde yiyecek demiş. Bu emrinden bir müddet sonra, Üniversitenin Bolvadin’deki bir biriminde, öğle tatilinde çalıştığı ofisin kapısını kilitleyip evden getirdiği azığını yiyen bir kadın çalışanı yakalıyor. Kıyameti koparıyor. Okulun müdürüne emir veriyor. Derhal bu kadını işten atın! Okulun müdürü kadıncağızın çok ihtiyaç sahibi olduğunu biliyor. Vicdanı elvermiyor ve işten atamıyor. Zaten kadının yaptığı da hiçbir insani kritere göre suç değil! Bunu vicdanı olan herkes biliyor ve görüyor. Fakat, fakir olduğu için evden getirdiği kuru azığı kapısı kilitli ofiste yemek, rektöre göre suç.

İşten atıla emrini verip çıkıp gidiyor. Araya zaman giriyor. Meseleyi rektör unuttu zannedilirken, bir ay kadar sonra tekrar telefon ediyor kadının işten atılıp atılmadığını sorguluyor.(aslında atılmadığını biliyor) Takip ettiğini bildiriyor ve işten attırıyor. Bu dönemde bu tür olayların yanında ayakkabısı boyalı değil diye ilçelere sürülen hizmetlilerin olduğunu duyuyordum.  

İşte böyle bir rektördü 28 Şubat rektörü Şan Öz-ALP ! Fransa Kralı 14. Louis’in AKÜ’deki tezahürüydü Şan Bey. Kanun benim der, hiçbir yargı kararını dinlemezdi. Yargı kararlarını etkisiz kılmak için binbir türlü yol icat ederdi.

Gelelim bu güne: Devletimiz bizi iki ay istirahate aldı. Meydan boş kalınca hukuku guguk zanneden ve adaletsizlikleriyle tanınan bilindik isimler ortaya çıkıp arkamdan çemkirmiş, iftira etmiş ve kendilerince hakaret etmişler. Bunlardan biri de rektörlüğü boyunca hukuka aykırı işlemlerine boyun eğmediğim, uzun yıllar savaştığım eski Afyon Kocatepe Üniversitesi Rektörü Şan Öz-ALP olmuş. Doğal olarak fırsatı kaçırmamış!

Bu rektörde derin ve büyük acılar bıraktığımı biliyorum. Kendini Tanrı zannettiği için benimle ölümüne uğraşmıştı. Bana kızgınlığı halen geçmedi! Çünkü ben ona Tanrı olmadığını net olarak anlattım.

Ne yapayım? Bende de kaçınamadığım bir hobi haline geldi kendini Tanrı zannedenleri kızdırmak! Peki, kızdırmak için mi yapıyorum? Hayır! Asla! Olaylar doğal olarak böyle gelişiyor. Bir fıkrada Temel’in “Aslında her şey çocuğun pazar yerine doğru kaçmasıyla başladı” dediği gibi, her şey bu tür adamların gözlerine kestirip bana bulaşmalarıyla başlıyor! Gelip bana bulaştıklarında ister istemez böyle sonuçlar doğuyor. Tanrı olmadıklarıyla yüzleşmek zorunda kalıyorlar!

İşte bu Şan, beni FETÖ’cü ilan etmiş! FETÖ’cü yargıçların himayesiyle davaları kazandığımı söylemiş! YALAN SÖYLÜYOR TABİİ… UTANMADAN VE BU YAŞTA!   ÇOK AYIP! ZİRA DURUM TAM TERSİ.

Kendisine buradan sesleniyorum. Evet Şan Bey. Ben o günlerden beri biliyordum. Bizzat siz FETÖ’cü yargıçların himayesinde idiniz! Zira sizin FETÖ’cü olmasanız bile, FETÖ’nün hizmet ettiği mihraklara ideolojik olarak yakın olduğunuz gibi bir kanaate sahibim.

Bu gerçeğe rağmen, muhtemelen kendinizi ve konumunuzu da bilmediğiniz için, belgesiz, bilgisiz, boş ve cahilce konuşuyor, iftiralar ederek midemi bulandırıyorsunuz. Keşke bu kadar zaman geçtikten sonra işi buralara tekrar getirmeseydiniz ve beni kirli çamaşırlarınızı ortalığa yaymak zorunda bırakmasaydınız.

ÖNCE BENİ TANI ŞAN ÖZ ALP!

Öncelikle Şan Bey! Masumiyet karinesi nedir öğreneceksiniz. Kişilerin suçluluğu yargı kararıyla sabit olmadıkça suçsuz sayılacağını bileceksiniz. Gazetede çıkan bir haberle insanları yargılayamaz, devam eden yargısal süreçleri etkilemeye yönelik yayın yapamazsınız. Bu suçtur. Daha önce yaptım kurtuldum, suç değilmiş diyorsanız, daha önce işlediğiniz suçun karşılığından sizi FETÖ yargıçları kurtarmıştı, şimdi kim kurtaracak?

Bilmeniz gerekenleri ifade edeyim. Ben FETÖ üyeliğinden tutuklanmadım. Önce bunu kafanıza sokun! Gazetelerde yazdığı gibi Ordu kripto operasyonuyla da ilgim yok. Bunlar gazetecilerin veya onların arkasındaki gücün uydurmaları. Kripto FETÖ’cülerin devletin kılcal damarlarına sızdırılmış ekipleri iş başında hala! 50 yıldır devlete SIZAN, CİA/MOOSAD imalatı SIZINTI HAREKETİ” iki yılda temizlenemiyor devletten!

İşin esası şudur. Hakkında bazı iddialarda bulunduğum bazı yargı mensupları da benim hakkımda bazı iddialarda bulundular. Hepsi bu! Yargısal süreç başladığında ne olduğunu hep beraber göreceğiz!

Ama şunu bileceksiniz, Şan Bey. Beni hiç kimse FETÖ ile ilişkilendiremez. Zira, siz dahil, birçok kişi, bilerek veya bilmeyerek, çoğu zaman menfaat birlikteliğiyle o adamlarla çalışırken benim hayatım bu tür örgütlerle mücadele ile geçti. Bilmediğiniz belki de bilerek bilmez göründüğünüz   birkaç konuyu burada açıklayalım. Anlatacağım hikâye zatınızın AKÜ’deki rektörlüğünüzün başlangıcında, FETÖ’ye hizmet anlamındaki ilk faaliyetleridir!

Siz beni oradan oraya sürmeye başladığınızda FETÖ’nün Uşak’taki idarecileri evlerinde ve yurtlarında barındırdıkları öğrencilere Fakültede benim ofisime girmeyi yasaklamışlardı! Neden acaba? Soru soracak cemaatçi öğrenciler gizlice ve tek başlarına yanıma gelir soru sorar kaynak öğrenir giderlerdi. O dönemde bu örgütün elinden aldığım o kadar çok öğrenci var ki, onlar bugünün öğretmenleridir! Bugünlerde Türkiye’nin her yerinden teşekkür için beni arayan mesaj gönderen öğretmen öğrencilerim var. “Hocam öğrenci iken siz bizi uyandırmasaydınız biz de bunların eline düşecektik, belki de bugün meslekten ihraç edilenler içinde olacaktık” diye! Bunu o günün dekanı Sayın Hocam Mustafa ERGÜN de, değerli arkadaşım halen TDK başkanlığı görevini yürüten Gürer GÜLSEVİN de, Eğitim Fakültesi’nde o günlerde çalışan tüm hocalar da bilirler!

Yıl 1998 idi. Neden konmuştu benim ofisime girme yasağı o günkü idarecilerinize sorun lütfen!

Adnan ŞİŞMAN hani bir rapor yazmıştı arkamdan. Hatırlıyor musunuz? Bu rapor yazıldığında siz henüz atanmamıştınız. Fakat bu raporla ilgili dilekçeleri verdiğimde siz rektördünüz. Bu dekanın bu tür ispiyonları sürgünlerinizi başlatmadan önce size alt yapı oluşturmuştu!

Hatırlıyor musunuz? Bay dekan A.  ŞİŞMAN Eğitim Fakültesi Dekanlığı’na GİZLİCE yazdığı İSPİYON/RAPORDA “İslam Tarihi derslerinde aykırı fikirleriyle öğrenciyi bölüyor” demişti benim için! Bundan sonra bu ders benden hukuka aykırı bir şekilde alınmış bir öğretim görevlisine verilmişti. Sayın ŞİŞMAN ne ilahiyattan ne de  din diyanet işlerinden pek anlamazdı doğrusu!   Tarihten de pek anlamazdı ama amir yetkilerini kullanarak bilmediği konularda ahkâm böyle kesiyordu. Sinsice ispiyon raporlar düzenliyor, bunu dine ve devlete hizmet diye pazarlıyordu!  

Neticede o profesördü ve siz bir profesörle bir yardımcı doçent arasında hak gözetmez, haklı olarak her zaman profesörü görür ve gözetirdiniz! Öyle ki, o profesör kendi muhalefet şerhini çıkartıp sahte belge ürettikten, dahası sahte belgeyi notere onaylattıktan ve beraber yargılandığınız mahkemeye delil diye sunduktan sonra ne yaptınız hatırlıyor musunuz?

İşbirliği yaptınız! Hatırlayınız! Hakkınızdaki ilk dava olan o hukuk davasını ben kaybetmiştim. Sizin nüfuzunuz kazanmıştı! Yine hatırlayınız evrakta sahtecilik yapan dekanınız hakkında yargılama izni verilmemesini sağlamıştınız. Resmi evrakta sahtecilik suçunu kapatmıştını!. Delikanlı ve namuslu adamlardınız ya siz! Rektördünüz ya siz! O belgeleri de yayınlayayım mı Şan Efendi! Kimin ne marifeti varmış millet görsün ister misin?

Sizi ve kendinizi kurtarmak için uhdesindeki yetkilerle sahte evrak düzenleyip mahkemeye delil diye sunmak sizi rahatsız etmemişti! Zira siz de bu suçların işbirlikçisiydiniz!

Ben rektör olsaydım böyle bir şeyi yapan dekanın yargılama iznini verir, Bağımsız Türk Yargısının önünde aklan da gel derdim. O adam kapıma yardım istemeye geldiğinde de sahtekârlığı yapmadan önce düşünecektin, senin dışarıdaki dolandırıcıdan ne farkın var, ben senin gibi sahtekâr mıyım derdim! Demediniz, diyemediniz!

Bak onun bir öğrencisi vardı adı Murat ÖNTUĞ hatırlıyor musunuz? Mahkemenize şahit olarak gelmişti! Amirlerim haklı Ali Galip BALTAOĞLU haksız demek için! Korkudan dili tutulmuştu. Zira mahkemede, bir asistan için Tanrı makamında görülebilen sizler, bardak gibi sıralanmıştınız garibin arkasında! Hatırladığım kadarıyla siz, Adnan ŞİŞMAN, Hasan Hüseyin BAYRAKLI, Halim SÖZBİLİR. Murat ÖNTUĞ Kem küm, gak guk edince hakime hanım hiçbir şey anlamamış, bu ne diyor ya diye dönüp size sormuştu. Hakim bana dönüp bu adamın söylediklerine ne diyorsunuz diye sorduğunda, “efendim bu adamın görev uzatımı sözleşmesine imza atan adamlar arkasında oturuyor. Korkudan ne söylediğini bilmiyor, paniği bundan. Ben de ne söylediğini anlamadım ama aleyhimde bir şey söylediyse reddediyorum” demiştim. İşte Şan Bey, Adnan ŞİMAN-Şan Öz ALP işbirliğiyle yetiştirdiğiniz Murat ÖNTUĞ hala korkuyor! Şimdi Profesör oldu. Uşakta İletişim Fakültesi’nin dekanlığını yapıyor. Kirli ve kumpasçı adamlarla arkadaşlık edip kumpasçıların soruşturmalarını ortadan kaldırarak amirlerine hizmet ediyor! O genç için çok uğraştım, iyiye, güzele ve doğruya yönlendirmek için gerçekten çok uğraştım. Fakat başaramadım. Korkuları ve/veya menfaat güdüsüne bağlı sizden miras ahlakı galip geldi! Resmi evrakta sahtecilik yapan hocanın asistanlığını yapan adam da böyle oluyor maalesef! Yapacak bir şey yok.

Haa unutmadan şunu da söyleyeyim. M.ÖNTUĞ’un kem küm ettiği mahkemede   Hasan Hüseyin BAYRAKLI diye bir profesör daha getirtmiştiniz, “rektörümüz Şan, şanlı şöhretli ve de haklıdır, Ali Galip haksızdır dedirtmemek” için! Sizin işlemlerinizin hukuka uygun olduğunu söylemişti. Adamın bir de Hukukun Genel Kavramları diye kitabı var! Mahkemelerin hukuka uygun bulmadığı işlemlerinizi bu kulunuz hukuka uygun bulmuştu!

Sahi benim yolumun hiç kesişmediği o adam kimdi Sayın Şan? Benim ve sizin arasındaki olaylarla o adamın ne ilgisi vardı? Neden gelmişti mahkemeye? Halim Sözbilir ve Bayraklı gibi adamlar bizim olaylarla ilgili olmadığı halde size hangi hizmeti vermeye gelmişlerdi?   Bugününü bilmiyorum ama o günlerde, yani 20 yıl öncesinde, tanıklarınız cemaat denen bu   yapıyla yakındı diye biliyorum! Gerçi adamlara da haksızlık etmeyelim. Siz de dahil o günlerde kim yakın değildi ki FETÖ’ye!?

Uşak İİBF’ne Yrd.Doç kadrosu vererek gönderdiğin adamlardan AŞG, YA, RA gibi şahsılar FETÖ’den yargılanıyor. Sanıyorum ikisi halen tutuklu biri yeni tahliye oldu.

Bak Şan Efendi, Senin Uşak üniversitesine akademisyen yaptığın adamlar FETÖ’cü olacak ve sen bugün FETÖ ile mücadele nutuğu atacaksın! Halbuki FETÖ’ye geçmişte hizmetlerin saymakla bitmez. Olmaz Şan Bey, olmaz. Ayıp!

Anlattığımız ana meseleye geri dönelim. Aykırı fikir neydi biliyor musunuz? Ben öğrenciyi hangi fikirlerle bölüyordum! Dinle de söyleyeyim:

Öğrencilerime kafanızı hiçbir tarikata cemaate ideolojiye kiraya vermeyin, demek aykırı fikirdi. Fethullah Gülen ABD/İSRAİL güdümündedir. 12 Eylül 1980’den beri herkese az veya çok dokunuldu, ona dokunulmadı. Fethullah,  ABD’nin ve dış güçlerin himayesinde çalışıyor, demek, aykırı fikirdi! Mehdi filan gelmeyecek, inanamayın. Hz. İsa öldü geri gelmeyecek, Fethullah size yalan söylüyor, bu saçmalıklar uydurma hadislerle İslam’a sokuldu, demek aykırı fikirdi! Sahihi Buhari bir tarih metnidir, kutsal bir metin değildir, resulden 230 sene sonra yazılmıştır, bu metinde dine ve İslama aykırı bir çok fiil peygambere atfedilerek resule iftira atılıyor,  demek, aykırı fikirdi! Buhari’de kadınları aşağılayan, dine ve Kurana aykırı Allah’a ve resulüne iftira niteliğinde bir çok yanlış söz vardır, demek aykırı fikirdi! Fethullah ne din adamıdır, ne bilim adamıdır, sadece söz ustasıdır, yalancıdır, yalan söylüyor, Allah adıyla kandırıyor,  demek aykırı fikirdi! Diğer din adamı geçinen soytarı tarikat şeyhleri için de bunlara benzer uyarılarda bulunmak, aykırı fikirdi! Beşere değil doğrudan Allah’a bağlanın, din budur  demek aykırı fikirdi! Allah’ın kitabı Kuran’ı anlayarak okursanız bu adamların size yalan söylediğini anlarsınız demek, aykırı fikirdi. Sahabe masum değildir. Peygamberden sonra iktidar savaşına tutuştular, kabile asabiyetinin tekrar iktidara gelmesine sebep oldular, bugün din diye öğrendiğiniz birçok şey Emevi Arap asabiyetinin ürünüdür, demek de aykırı fikirdi! Halen de bazılarına göre aykırı fikir.

Ben bunları 1998’de söyleyebiliyordum. Aradan 20 yıl geçmiş. İşte bu gerçekler, bu ülkede ancak söylenilmeye başlandı! Ben sizden hiç yoksa 20 yıl ilerideydim Şan Bey!

Hatırlıyor musunuz, görevi suiistimal anlamındaki bu aykırı fikir ispiyonunun ne olduğunun araştırılmasını idarenizden istemiştim. Böyle bir ispiyon, fikir ve ifade hürriyetinin yatağı olması gereken bir üniversitede, sizin üniversitenizde yapılmıştı. Üzerine gitmediniz. Atatürkçülüğünüzden ve ilericiliğinizden olsa gerek!

Evet, bu konularda savcılıklara Adnan ŞİŞMAN hakkında yaptığım suç duyurularında yargılama izni vermemiştiniz! Anlayacağınız daha o yıllarda bile siz FETÖ’ye hizmet ettiniz. Anlattığı bilimle öğrencilere tesir eden, FETÖ’nün nefret ettiği bir akademisyeni sürerek FETÖ’ye hizmetleriniz başlamıştı zaten! Bilmem anlatabildim mi?

FETÖCÜ YARGI ŞAN ÖZ-ALP’İ KOLLADI İŞTE BELGELERİ.

Evet en son yazınız da gerçekleri ters düz edip yargı kurumlarını da zan altında bırakıyor ve FETÖ’ye hizmet ediyorsunuz. Yargının başında zaten yeteri kadar bela var. Bir de siz, yalanlarınızla haksız yere yargıya saldırıyorsunuz!

Anlıyorum! Bu konuda bana saldırmanın dayanılmaz hafifliğiyle hareket ettiniz. Sonuçta anlamsız tamamen haksız olduğunuz bir konu üzerinden, benim hakkımda yargılamayı etkilemek için yargıyı zan altında bıraktınız.

Önce kafanıza şunu sokacaksınız. Siz, kaybettiğiniz bütün davaları haksız olduğunuz için kaybettiniz. Yasaları tanımadığınız için kaybettiniz.

İddia ediyorum. FETÖ’den ve hizmetlerinden döneminizde en çok siz faydalandınız. Şimdi sanki FETÖ karşıtı imiş gibi davranma riyakârlığını yapmayın.

Kazandığım davaları  “Teşkilatının mensupları” diye ifade ederek FETÖ’cü yargıçların haksız kararlarıyla mahkum ettirildiğinizi iddia ediyorsunuz! Öyle mi?

Öncelikle şunu söyleyeyim. Ben gerek sizi, gerek, Adnan ŞİŞMAN’ı, gerek sizden sonra gelen Halim SÖZBİLİR’i ve bilumum hukuk ihlalcisi idarecileri caydırıcı bir şekilde mahkum ettiremedim. Bu cezalar caydırıcı olsaydı bu yazıyı yazamazdınız! Ayrıca ben FETÖ’cü olsaydım kazandığım davalar canınızı çok acıtırdı. 1000’er liralık, 3 bin liralık mahkûmiyetler canınızı acıtmadı maalesef. YÖK yargılanma izni vermediği için hakkınızda hiçbir ceza davası açılamadı. Şayet yargılansaydınız görevinizi suiistimalden ve yargı kararlarını uygulamamaktan cezaevini boylardınız.

Hukuk davalarında ise yerel mahkemeler açtığım davalarda, sizin o zamanki gücünüzün etkisiyle uzun süre karar veremediler. Sonunda da ya davayı reddettiler, ya da çok az bir tazminata mahkum ettiler. Davalarım her reddedildiğinde Yargıtay’dan döndü. Bazı davalar, defalarca gidip geldi. Bir mahkûmiyet 9-10 yılda sağlanabildi.

Son zamanda Anayasa Mahkemesine başvuru hakkı tanındığı için, üç davayı oraya götürdüm. Sizi (küçükte olsa) mahkum ettirdiğim bir davada adil yargılanma hakkının ihlalinden 9.500 TL, Sizi mahkum ettiremediğim sicil bozma davasından adil yargılanma hakkı ihlalinden 10.000 TL tazminata hükmedildi.

Bu durumda Anayasa Mahkemesi FETÖ’cü mü sayın Şan Öz-ALP?

Hukuk matematik gibidir. Sağından solundan çekiştirebileceğiniz bir olgu değildir. Anayasa Mahkemesi’nde aşağıda örneğini vereceğim bir dosyada da karar bekliyorum. O da size karşı kaybettiğim dava bilesiniz. Nasıl kaybetmişim, size kimler destek atmış okuyun bakalım.

Evet, yalan söylüyorsunuz Sayın Şan Öz ALP! Ben Yargıtay’dan FETÖ’nün etkin olmadığı zamanlarda sizin açınızdan caydırıcı olmasa da lehte karar alabildim. Açık hukuksuzluklarınıza rağmen FETÖ zamanında gelen kararlar hep sizin lehinize oldu. Yine bu dönemde gelen haklılığım yüzde yüz sabit kararlar da canınızı yakmayacak, sizi caydırmayacak şekilde verildi.

Bunu da net olarak örnekleyelim. 2010 Eylül referandumundan sonra, 2011’den itibaren Yargıtay FETÖ’nün eline geçti. Bu herkesin bildiği bir gerçek.

Hatırlıyor musunuz, Afyonda çıkmakta olan Odak Gazetesinin 16.11.2009 tarihli nüshasının 2. Sayfasında hakkımda bir makale yazmış, hakarette ve iftirada ses hızını aşmıştınız. Bu yazınızdan dolayı, Afyon’da Yerel Mahkeme sizi kişilik haklarına saldırıdan yani hakaretten 5000 TL manevi tazminata mahkum etti.

Sizi mahkum eden Elvan KAPLAN isimli hâkimi mahkeme salonunda hayranlıkla izlemiştim. Dava sıramızı beklerken başka birkaç davayı yönetişine de şahit olmuştum. Dosyasına ve konularına o kadar hakim, bir HAKİM o güne kadar görmemiştim. Darbeden sonra, ihraç edilen her hakim savcı furyasından sonra onun ismini listelerde özellikle aradım. İhraç edilenler arasında her görmeyişimde bir oh çektim. Çünkü ülkenin böyle hâkimlere ihtiyacı olduğunu, bu tür hakimlerin Yargıtay’da olması gerektiğini düşünüyorum.

İşte bu hakimin, verdiği karar Yargıtay 4. Hukuk Dairesi tarafından LEHİNİZE bozuldu. Halbuki hakim konuyu o kadar güzel incelemiş ve öyle sağlam bir gerekçe yazmıştı ki bu kararın normal şartlarda bozulması mümkün değildi. Ama BOZULDU!

Neden biliyor musunuz? Bu tarihte Yargıtay tamamen FETÖ’nün eline geçmişti! Mahkûmiyet kararınız, uydurma bir gerekçeyle, gerçeklere tamamen aykırı olarak lehinize bozuldu. Keşke yargıç direnseydi diyeceğim ama bu dönemde direnmek yargıçlar için riskti! Çünkü Yargıtay’da tüm hukuk ve ceza daireleri FETÖ’nün eline geçmişti. Hukuk Genel Kurulu’ndan bile haklı bir kararı çıkarmak  mümkün olmaz hale gelmişti!

Gelelim gerçeklere. Haksız BOZMA kararının 5 üyesinden üçü köküne kadar FETÖ’cü imiş meğer. BİNGO!!!

san ozalp 0

Evet; Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin, 2012/13152 E, 2013-11189 K, sayılı ve 11.06.2013 tarihli BOZMA kararı.

Şan ÖZ-ALP lehine imza koyan beş kişiden 3’ü FETÖ’cü. Hem de sıkı FETÖ’cü! Bylockçu cinsinden…!

Bakalım kimler varmış,

Örneğin, Yargıtay üyesi, AHMET KÜTÜK’ün ismi var. Örgütün Yargıtay içindeki "grup sorumlusu abi"lerinden olduğu iddia ediliyor. Eski Yargıtay Üyesi Ahmet KÜTÜK üzerine kayıtlı iki hattan 2904 kez girdiği Bylock’u, kullandığını inkar etmiş.

Öteki Yargıtay Üyesi Ali AKIN’ın ise, o dönemde “hukuk dairelerinden sorumlu kişi olduğu” iddia ediliyor. Davaların sonucunu, aralarında istişare eder bunlar belirlerlermiş! Yargıtay üyesi Ali AKIN’da Bylockçu ve halen firarda.  

Yargıtay Üyesi Oktay ACU. Bu hakim de Bylock kullanıcısı. Ama bu da kullandığını inkar etmiş. Tipik FETÖ örgüt taktiği yani.

 

 san ozalp 1

Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin, 2014/1666 E, 2014/4742 K, sayılı ve 20.03.2014 tarihli ONAMA kararı:

Şan ÖZ-ALP lehine imza koyan beş kişiden 3’ü yine FETÖ’cü.

Ahmet KÜTÜK ve Ali AKIN yukarıda da ismi geçen iki kişi. Bu kararda buna eklenen 3. Yargıtay üyesi;

Yargıtay üyesi Hüseyin KULAÇ..

İhraç edilen FETÖ’cülerden olup, İKİ ASKER KARDEŞİ DE DARBE YAPMAKTAN YARGILANIYOR! Aile boyu FETÖ’cüler!

 

san ozalp 2 

Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin, 2014/7692 E, 2014/14561 K, sayılı ve 05.11.2014 tarihli KARAR DÜZELTME İTİRAZINA RED kararı:

Şan ÖZ-ALP lehine imza koyan beş kişiden 3’ü FETÖ’cü. Hüseyin KULAÇ ve Oktay ACU’nun isimlerine burada;

Yargıtay Üyesi Bilal KÖSEOĞLU ekleniyor.

KÖSEOĞLU’da FETÖ’den ihraç ve yargılanıyor.

Evet sayın Şan, Bizzat sizin mantığınıza göre benim FETÖ’cü olma ihtimalim yok. Şayet bu teşkilat benim teşkilatım olsaydı, bu karar sizin değil benim lehime gelirdi!  Aslında sizin mantığınız doğru değil ama sizin lehinize gelen Yargıtay bozma kararı o kadar haksız bir karar ki, bu bile sizin FETÖ’cü sayılmanız için yeterli olabilir!

Evet Şan Bey, bu teşkilat sizi kolladığına göre sizin teşkilatınız olmalı! Bu çıkarıma ne dersiniz? Şimdi çıkın ve kurduğunuz mantık üzerinden erkek gibi, yiğit gibi, mertçe cevap verin?

Ama size yakışmaz! Size cevap veremeyecek durumda olan cezaevindeki adamın arkasından iftira etmek, yazmak daha kolay değil mi?

Kaç yaşınıza geldiniz. Artık tövbe edin, tövbe edin de çekilin köşenize. Yazık bu yaşınızda hala hakkı hukuku içinize sindiremediniz. Mezara bir adım kalmışken bile şu yaşınızda zalimlikten, iftiradan vazgeçmiyorsunuz. Gerçekleri ters düz edip yargı kurumlarını da zan altında bırakıyorsunuz.

Ayrıca size bir ölçü vereyim. Sizin kafanıza göre her mahkemeyi kaybeden, bu kararı FETÖ’cüler verdi diye itiraz edebilir! Böyle saçmalık olmaz.

Bu günlerde de bu anlayış moda. Adam katillikten, dolandırıcılıktan, hırsızlıktan mahkûm olmuş. Beni FETÖ’cüler mahkum etti, yeniden yargılayın bu mümkün değilse (ki mümkün olmadığını biliyor) af ilan edin diyor!

Bu nedenle Sayın Şan, boş konuşmayın. Şayet haklı davanızda haksız duruma düşürülmüşseniz ve hakimler gerçekten FETÖ’cü çıkmışsa, belki itirazınızın bir anlamı olabilir. Aynen benim gibi!

Ben şimdi iddia ediyorum. Yüzde yüz haklı olduğum bir davada yerel mahkeme sizi adil yargı gereği mahkum etti. Fakat 5 üyesinden 3’ü FETÖ’cü, hem de sıkı FETÖ’cü olan bugün meslekten ihraç edilmiş olan örgüt üyesi hakimlerin çoğunluk olduğu Yargıtay heyeti üç kararla sizi temizledi. Ben de bu kararı Anayasa Mahkemesi’ne götürdüm. Haklılığımın teyidini bekliyorum.

Sayın Şan, siz Kemal GÜRÜZ’ü arkanıza alıp hukuku katlettiniz. YÖK izin vermediği için işlediğiniz suçlardan dolayı sizi yargılatamadık. Sadece hukuk mahkemelerinde yargılandınız ve çoğunda da mahkûm oldunuz. Gerçi sizde bir nebze ahlaki bir kaygı, mertlikten, yiğitlikten, doğruluktan biraz nasip olsaydı, bir şekilde tutuklanmış bir adamın arkasından algı yaratmaya, mahkemeleri etkilemeye yönelik iftiralarla dolu böyle bir yazı yazmaz, savunmasını yapamayacak durumda olana vurmaya kalkmazdınız. Bakın şimdi dışarıdayım yazın yazabildiğiniz kadar! Karşılıklı yazışalım. Ben de sizinle ilgili belge çok! Boş laf etmeden belgelerle konuşalım.

Peki ben size FETÖ’cü diyor muyum? Asla! Sizden FETÖ’cü olmaz. Sizi FETÖ’cü olacak vasıfta bir adam değilsiniz. Ama FETÖ’cülerin kolayca kullanabileceği vasıfta, istedikleri gibi yönlendirebilecekleri türde bir adamsınız. Nitekim rektörlüğünüzde sizi tepe tepe kullandılar kanaatindeyim. Böyle düşünüyor ve rektörlüğünüz döneminin bunun örnekleriyle dolu olduğunu biliyorum.

Sizinle ilgili birkaç kitabı dolduracak o kadar çok malzeme var ki elimde, görseniz, mucize görmüş münafık misali titrersiniz. Ben içerideyken değil, dışarıdayken konuşun. Yerel mahkemede kazandığım davanın, FETÖ’cü ve Bylockçu hakimler vasıtasıyla nasıl sizin lehinize bozulduğu hakkındaki yorumlarınızı, bizzat sizin tezinize göre,  FETÖ’cü hakimlerin sizin teşkilatınızın adamları olup olmadığı hakkındaki fikirlerinizi merak ediyor, köşenizde bu gerçekleri yorumlamanızı bekliyorum.

Bu arada, 2016’da “Sen ne büyükmüşsün hey Atatürk” başlıklı makalenizi okudum, ve çok güldüm. AKÜ’nün devasa dertleri varken, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün en anlamlı resmini, amblemini üniversiteden yok etme teşebbüsünde bulundunuz. Atatürk konusunda sabıkalı rektörlerin samimiyetini sorgularım! Evet Şan Bey.. Sadece bu eyleminizin gerçek sebebini gargara yapmadan yaz. Peçetelere bulaştırmadan yaz. Biliyorsunuz, peçete, kullanım alanı çok geniş bir materyal. Genelde temizlikte kullanılır fakat o günlerde Atatürk amblemini kaldırarak yaptığınız ve yaydığınız bu pisliği hiçbir peçete temizleyemezdi ve temizleyemedi!

O günlerde ulusal ve yerel basında çıkan haberler benim arşivimde. İsterseniz bu konuda da birkaç satır yazın. Yazınızda bana düşmanlık sebeplerinizden biri olan bu olayı da derinlemesine irdeleyelim. İstersen kitap basımı komisyon raporunda imzamın taklit edildiği, sahte evrak üzerinden de bir gündem yapabiliriz. Sahte evrakçıların himayecisi büyük Atatürkçü Şan Öz ALP!  Kim doğrudur, kim eğridir vatandaşımız anlasın! Atatürk’ü ağızına almadan önce bin kere düşünmenizi tavsiye ederim!

Bu arada, Aferin size Şan Bey. Ben içeride iken yazdığınız yazı ve isnatlarınız nedeniyle nur topu gibi iki davanız daha oluyor. Hayırlı olsun.

0
0
0
s2sdefault